13 Temmuz 2015 Pazartesi

Tuğçe Kazaz ve Birkaç Başka Değini


(1) Görme bozukluklarına çare bulmak amacıyla ilkin on üçüncü yüzyılın sonlarında İtalya'da ortaya çıkan gözlükler, on altıncı yüzyılda tüm Avrupa'da yaygın olarak kullanılmaktaydı. Matbaa sonrasında sayısı geometrik olarak artan basılı eserler de gözlük kullanımını arttırmıştı. Uzun bir süre, gözlükler ilim irfanın, hâtta kutsalın simgesiydi. İsa peygamberin bebekliğinin gözlüklü bir şekilde resmedildiğini okudum (Bilim Tarihi, Colin A. Ronan, Tubitak Y., s. 353); ama onca aramaya rağmen söz konusu resmi internette bulamadım. İlişikteki tabloda gözlüklü birisi tarihte ilk kez resmedilmiş (Tommaso da Modena / 1352). Resimde yer alan kişi, Kardinal Hugo, 1260 yılında ölmüş ve aslında hiç gözlük kullanmamış. Demek ki ilim irfan sahibi kişi gözlüklü olur önyargısı oldukça eskilere dayanıyor.

(2) Tuğçe Kazaz, seküler görünümlü, eski-Chpli izlenimi veren birisi olduğu için muhafazakâr-İslamcı sağ cenah tarafından kabul görüyor ve takdir ediliyor olsa gerek. Nihayet "doğru" yolu bulmuş, nedamet getirmiş, hakikâtin ışığıyla aydınlanmış eski manken tiplemesi, onlara, kendilerinden olmayanların da zamanla kendilerine katılacaklarına dair bir umut veriyor olsa gerek. Bu nedenle kendi televizyonlarında Kazaz'ı canlı yayına davet edip, politik gündeme, ekonomiye, hâtta Ortadoğu'ya dair, bir uzmanmışçasına yorumlar yapmasına imkân tanıyorlar. Bizden birisi bizi zaten destekler. Önceden bizden olmayanın sonradan bize katılmasıysa paha biçilemez ve bu sonuç vitrinlerde mütemadiyen sergilenmelidir.

(3) Lüzumsuz gürültüden hoşlanmıyorum. Davulcusu ayrı, düğün konvoyu ayrı, asker uğurlaması ayrı dert. Hâtta kamusal mekânlarda, dükkanlarda, alışveriş merkezlerinde ve toplu taşıma araçlarında da yüksek sesli müziğe izin verilmemeli. Tişört almaya girmişim, gürültüden elemanın sesini işitemiyorum. Belki kulaklarım hassas, belki çalan parça tarzım değil, belki yorgunum, keyfim yok, neden minibüse bindiğimde bangır bangır müzik dinlemek zorunda kalayım, neden buna maruz kalayım ki? Kulaklık yüzyılın icadı. İstediğin yerde kimseyi rahatsız etmeden isteğini dinleyebiliyorsun. Üstelik seni o an başka bir dünyaya götürüyor. Müzik demişken, bu sıralar Tune-in sitesi evde hep açık. İsviçre menşeili bir klasik müzik radyosu var, sabahları onu dinliyorum. O an çalan eser hoşuma giderse ekrana gidip bakıyorum, ne çalmaktaysa yazıyor. Harika bir site. Akşamlarıysa ağır ritimleriyle, cızırtılı sesleriyle, araya giren kemanla, piyanoyla ve genellikle kadın vokalleriyle trip-hop'a sardım bu sıralar. Yaz geceleriyle uyumlu geliyor.

(4) Pek yakında uzun sayılabilecek bir süreliğine yurtdışına gideceğim için şu sıralar bol bol okuyorum. İnsanların neden manastıra kapandıklarını anlayabiliyorum. Belirli bir konuya emek ve zaman sarf edilecekse yalnız kalabilmek şart. Birgün İlber Ortaylı, "yalnız kalabilmek elzemdir. Yalnızlık, kişinin tefekkürünü geliştirmesi için gereklidir" demişti. Aynen katılıyorum. Dostoyevski, tutukluluk hayatının en korkunç zorlukları arasında dört yıl boyunca yalnız kalamamış olmayı da sayar mesela.

(5) Geçenlerde okudum, şu sıralar ilke edindim bunu: "O hâlde, basit ve açık biçimde kendini ifade edemeyen susmalı, kendini açık biçimde ifade edebilene kadar çalışmaya devam etmelidir" (Karl Popper). Daha fazla sayıda insan tarafından daha iyi anlaşılmak arzusunda olan herkes, Popper'in dediğini ilke edinmeli -naçizane.


Tamer.