2 Temmuz 2015 Perşembe

Ortadoğu, Yeni Kutsal Doğa ve Taraf Olmak


(1) Doğru mu önemli ve öncelikli yoksa Güzel mi? Yarını düşünürken Doğru'dan yanayım, diğer konularda ise Güzel'den. Okuduğum araştırma-inceleme ve kuram kitaplarının arasına bir roman sıkıştırma alışkanlığımın kökeni, haddinden fazla Doğru’ya maruz kalınca yaşadığım bıkkınlık hissi. Okuduğum metin ya da karşımdaki insan mükemmelen haklı olabiliyor ve ben dinlerken yoruluyorum. Sürekli haklı olan, hata düzelten insandan ve onun sunduğu doğruluklardan sıkılıyorum. Her sohbet münazara değildir. Her daim ciddi duran ve her sohbeti münazaraya çeviren insanın doğruluk takıntısını anlayamıyorum. Hayatta gülmek, havadan sudan sohbet etmek, çiçekler, edebiyat ve müzik de var. Bu yüzden iki-üç kuramsal kitabın ardından, “tamam, haklısınız ama yeter. Susun artık!” diyor ve bir sanat eseriyle karşılaşma, Güzel’e yönelme ihtiyacı duyuyorum. Öte yandan, Güzel’in uzamında daimi olarak ikamet etmek de her yiğidin harcı değil; ve bana kalırsa bu da çekilmez. Mesela sürekli şiir okuyan insanı anlayamıyorum. Güzel, bir yerden sonra kişiyi boğazlamaya başlıyor. Zaten hayat gailesiyle Doğru olmaksızın baş edilemez. En güzeli ne ifrat ne tefrit. Dengeli gitmek huzur veriyor.

Edebiyat demişken, Paul Auster’ın Son Şeyler Ülkesinde adlı romanından hayli tat aldım. Kitapta uzun ve çetrefil paragraflar değil, kroşe misali kısa ama vurucu cümleler var. Çevirisi de mükemmel.

(2) Doğa sevgisini biraz abartmadık mı? İnsana ve tüm diğer canlılara karşı kayıtsız olan Doğa'yı yüceltip İnsan'ı hakir görmek, üstelik bu tutumu bizatihi insanoğlunun benimsiyor oluşu açıklanmaya muhtaç. Belki de doğayı kendimizi sevdiğimiz için, bize haz verdiği için bencilce seviyoruzdur. 2000'lerin zeitgeist'ının sonucu biraz da bu durum: Organik gıda, ekoloji, çevreci örgütler, farkındalık kampanyaları, küresel ısınma vs. derken yeni bir kutsal inşa edilmiş oldu. Kutsalınıza söz etmiş gibi olmadım umarım ama bir ara bu konudaki düşüncelerimi uzun uzun yazacağım. Şimdilik sadece şunu diyeyim: İnsan her şeyden önce gelir. Bir de alıntı: "Doğa yok edilebilir değildir." (Harrari, İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi.)

(3) 90'lı yılların ikinci yarısında "ben varsayımlar üzerine konuşmam!" demek epey revaçtaydı, hatırlarsınız. Hâlbuki bilim dahi varsayımlarla ilerlerken, neden varsayımlar üzerine konuşulmasın? Biraz beyin jimnastiğinden kime zarar gelir ki? İslam medeniyetinin bilime yaptığı katkılara bakınca, özellikle bazı isimlere hayranlık duymamak elde değil. Akla ağırlık vermeyen eşarilik nasıl da galip gelmiş. Gazali'nin kalp gözü anlayışı bugün iki kere iki dörtmüşçesine nasıl da benimseniyor. Öyle ki, ağırlık vermemenin ötesinde, aklı köklü bir biçimde reddeden selefilik dahi taraftar buluyor Ortadoğu'da bugün. İnsan "varsaymadan" duramıyor: İslam medeniyeti mu'tezile ekolü, İbn-Rüşt ve el-Razi gibi akılcı alimler üzerinden yol alsaydı, modern bilim Avrupa yerine Ortadoğu'dan çıkar mıydı acaba? El-Razi'nin söylediklerini okudukça şaşkınlıktan ve hayranlıktan küçük dilimi yutacaktım neredeyse. Belki akılcılar olarak bilenen mu'tezile ekolü tutunabilseydi, belki felsefenin sapkınlığa sevk ettiği düşüncesi baskın gelmeseydi, modern bilimin filizlenmesi için Avrupa Yeni Çağ'ını beklemeye gerek bile kalmayacaktı; zira modern bilimin nüveleri Ortadoğu'da, özellikle İran'da ve Endülüs'te fazlasıyla mevcuttu. Ne olurdu bilemeyiz elbette. Yine de tarihe bakınca Ortadoğu farklı bir yol izleyebilirmiş ama irrasyonalitenin kolaycılığına teslim olmuş gibi görünüyor. İrrasyonalite kolay ikna eder, duygulara, ilkel benliğe hitap eder, hızla taraftar toplar ve rasyonel alternatifleri anında yutup öğütür, baskılar. Görgül kanıt, aklî gerekçe, sistemli gözlem ve deney ve rasyonel tartışma sıkıcı, zor ve uzun bir yolken "kâlp gözü" ne kadar da cazip. Şahsen Ortadoğu'dan bir şahlanma beklemiyorum. Bu şansını irrasyoneliteyle, kör adanmışlıkla çoktan yitirmiş görünüyor. 100 yıl öncesinin Balkanları gibi bugün Ortadoğu. 

(4) Türkiye'deki politik gündeme dair naçizane bir gözlemim var: Taraf olduğumuz insanlar inatçıysa ilkeli, taraf olmadıklarımız ilkeliyse inatçı görünüyor gözümüze.

Tamer.