18 Haziran 2015 Perşembe

Thomas Bernhard, Özel Hayatlar ve Yeni Kitap Üzerine


(1) Fotoğrafta gördüğünüz Avusturyalı yazar Thomas Bernhard'in romanları iç karartıcılık bakımından neredeyse rakipsiz. Tüm o karamsarlığına karşın, Bernhard'ın gündelik yaşamında güleç, neşeli birisi olduğu söylenir. Kahkahayı patlatıverirmiş. Bu durumda bir çelişki görmüyorum. Şahsen hüzün kotamı edebiyatla dolduruyorum. Gündelik hayatta hüzne yer vermeye gerek yok. Herhangi bir olumsuzluk olmadığı sürece, yapmacıklığa kaçmadan güleryüzlü ve neşeli olmak en güzeli. Kimsenin daimi olarak hüzünlü kalabileceğine ihtimâl vermiyorum. Spinoza zamanında şöyle demeye getirmişti: Hüzünlüyseniz hapı yutmuşsunuz demektir. Hüzün size hiçbir şey kazandırmaz. Yalnızca varolma kudretinizi zayıflatır, o kadar.

(2) İnsanların özel hayatlarını gitgide daha az merak etmeye başladım. Gerek yüz yüze, gerekse dolaylı olarak iletişim kurduğunuz insanlarla sohbet etmek bir keyif olabiliyor. Kişiden ziyade konu üzerinde odaklanmak daha keyifli. Muhatabımızın mesleği, yaşı, özel hayatı, memleketi, hâtta adı bile gereksiz ayrıntılar değil mi? Zaten bir kişiyi bu şekilde tanıyınca işin büyüsü bozuluyor sanki. Hepsi bir yana, bana ne karşımdakinin özel hayatından, yaşından ya da mesleğinden? Bu tip anonim karşılaşmalar için büyük şehirler daha uygun elbette. Aslında bir dernek olsa, adı Anonim-Der olsa mesela, orada insanlar birbirleri hakkında hiç soru sormaksızın, üzerlerine sonradan biçilmiş kılıflardan azade özneler olarak, yalnızca belirli konular üzerine tartışsa, ne güzel olurdu.

(3) İyi ki zamanında bu blogu açmışım. Twitter'dan bir hukuk öğrencisi, sağolsun, Yrd. Doç. Dr. Neşe Kızıl'ın, Hukuk ve Edebiyat adlı kitabının kaynakçasında, blogumdaki bir yazıya gönderimde bulunduğunu söyledi. Blog, Facebook'tan farklı; zira blog sayesinde, arama motorlarından insanların yazılara ulaşması mümkün hâle geliyor. İlginçtir, ilk kitabım Tanrı, Özgürlük ve Ölümsüzlük, Elazığ - Fırat Üniversitesi'nin kütüphanesinde mevcutmuş. Gerçi bu kitap fena satmadığı için çok da şaşırmadım. Herhalde ilahiyat fakültesinden bir Hoca aldırmış olmalı. Asıl beni şaşırtan ve mutlu eden, çok nadir sattığı hâlde Biri "Bilim Masaldır" mı Dedi? adlı kitabımın Boğaziçi Üniversitesi'nin kütüphanesinde olduğunu görmem oldu. Ulusal Katalog'da taratınca çıkıyor. Bu kitabı bir ara -bir zahmet üşenmeyip- Türkiye'deki tüm felsefe bölümlerine kargoyla göndereceğim. Eylül ayında üçüncü kitabımı yazmaya başlıyorum. Aslında kafamda hazır bile; gelgelelim, acelem yok. Hayata, hayatın anlamına, insanlara, sosyalliğe, etik durumlara dair, herkesin ferah bir şekilde okuyabileceği, felsefenin çetrefil dilinin ve ağır jargonunun olmadığı bir kitap olacak. Bilgiyle değil eylemle ilgili olacak. Bu kez hiç acelem yok. Nedendir bilmem, zamanla, yazdıklarımın okunması isteğinde bir azalma oldu. O nedenle Metis, Ayrıntı ya da Kabalcı gibi büyük yayınevlerinden birine bastıramazsam, hiç yayımlatmayacağım o kitabı. Acelem yok, otuz sene olsa beklerim.

(4) Geçenlerde film gibi bir rüya gördüm. Burdur'dayım. Burdur kıyılarına dalga dalga deniz vuruyor. Kent çok eğimli. Burdur değil de sanki Norveç'in Bergen şehri. Deniz kıyısında muhteşem mimarisiyle bir cami var. Turist rehberimize soruyorum, "Burdur'da deniz mi var? Bir yanlışlık olmalı!". Hayır, diyor, "bu gördüğünüz Eğirdir Gölü"(!) Neden Burdur, neden deniz, neden cami, Eğirdir Gölü ne alâka, gerçekten bilinçaltının hikmetinden sual olunmuyor.


Tamer Ertangil.