11 Mayıs 2015 Pazartesi

"İyi Olan Biziz"


Sanırım Gezi hükümet için büyük bir şok yarattı. Siyasal İslamcılar hep şuna inanır: Laiklik vesayet rejiminin (TSK) eliyle halka dayattığı bir ilkedir. Vesayet rejimi ortadan kalkınca, halk zaten laikliği benimsemediği için bu ilkeyi hemen terk edecektir. Gezi'de görüldü ki sekülerizmin tabanı sanıldığından çok daha büyük. O gün bugündür, hükümet yaşam tarzlarına aykırı çok fazla söz etmiyor. Gündemlerinde cemaatle mücadele var zaten. Açıkçası seküler tabanla uğraşacak hâlde değiller. 1 Mayıs ise Sol değerleri benimseyen ve işçi/emekçi/memur kitlenin meydanlara aktığı bir gün. Bu da ayrı bir şok deneyimi onlar için. Sanırım bu yüzden bir kez izin verdikten sonra -hiçbir olay çıkmamasına rağmen- bir daha Taksim Meydanı'na izin çıkmadı. Kendilerinden olmayanla yüzleşmek, onları kalabalık görmek istemiyorlar. Biraz empati kuralım. Kimse istemez bunu zaten. Ve herkes biraz Jakobendir. Kendi "iyi" anlayışını Öteki'ne dayatmak ister. AKP bu bakımdan müthiş sabırlı. Şu an nüfusun yüzde kırkıyla uğraşmak yerine geleceğe yatırım yapıyor. Ağaç yaşken eğilir. İmam-hatip ortaokullarında yetişen nesiller onların geleceği. "Bu milletin değerleri" diyerek kendi kafalarındaki şablonu daha geniş bir tabana benimsetmek uzun erimli eğitim süreçlerini gerektiriyor. Jakobenizm ve toplum mühendisliği konularında siyasal İslam, Sol'dan, Aydınlanmacılardan ve sekülerlerden daha başarılı çıktı. Bunu itiraf etmek gerek. Yine de bu mayanın tutmayacağını, ibrenin tersine, bizden yana döneceğini hissediyorum. 

Resimde şu yazıyor: "İyi olan biziz" :)


* * *


Bir tane adam var. Sefalet içerisinde yaşıyor. Kütüphane üyelik kartları var. Haftada iki-üç kez kitap ödünç alıp okur. Sen sormadıkça ne okuduğunu anlatmaz. Küçük bir radyosu var -şu Çin malı olanlardan. Onunla genellikle klasik müzik, zaman zamansa Türk sanat müziği dinler. Oscar Wilde'ın "bana lükslerimi verin, ihtiyaçlarım olmadan da yaşarım" sözünün vücut bulmuş hâli gibi adeta. Ne insanlar var dünyada. Soyluluk ana-babanın soylu olup olmamasına bakmıyor. Kişi soyluysa soyludur. Kimi insanlar asaleti -yapıları gereği- bünyelerinde taşıyor sanki.

Yönetmen Ken Loach'un Kes (1969) adlı filmine hayran kalmıştım. Aradan zaman geçti. The Angels' Share'i (2012) birkaç gün önce izledim. Son zamanlarda izlediğim en güzel filmlerden biriydi. Tıpkı Sideways, Elling ve Little Miss Sunshine gibi insana yaşama sevinci veren türden. Bu arada filmin adının (Meleklerin Payı) bir anlamı var: Üretim sürecinde, bekletildiği fıçılarda her yıl viskinin yüzde ikisi buharlaşırmış. Ve buna İskoçya'da "meleklerin payı" derlermiş. Başrolde oynayan gençlerin de birer melek olduğuna şüphe yok.

Keşke çalışmak istemeyen insanlar için barınma ve beslenme imkânı verilseydi. Yatakhanede bir yatak, günde üç öğün yemek ve cüzî miktarda bir harçlık yeterli olurdu. Günde iki saat yaşlılara yardım etmek ya da çevreyi temizlemek gibi işler yapabilirler, böyleliklere hem etrafa faydaları olur hem de can sıkıntılarını giderirlerdi. Yetenekli insanların böyle bir "tembellik hakkı" olsaydı, kendilerini sanat, edebiyat ve felsefe gibi "önüne bir tas çorba koymayan" disiplinlere adamaları kolaylaşırdı.

Tamer.