11 Mayıs 2015 Pazartesi

İki Buçuk Yılın Öğrettikleri

Volos - Yunanistan
Yedi ülke olarak ortak yürüttüğümüz bir proje sona erdi. Beni takip edenler arasında eğitim-öğretim işiyle uğraşmayan pekçok insan olduğu için burada projenin içeriğinden bahsetmeyi gerekli görmüyorum. İki buçuk yıl önce ortaklarımı internetten bulduğumda projeyi kaleme almak için hazırlık ziyareti yapmak istemiştik. Benim için başvuru zamanı geçtiğinden, içimizde en tecrübeli olan Yunan öğretmen Türkiye'de toplanabileceğimizi önerdiğinde hay hay demiştim. Küçük bir otelin lobisine kurduğumuz masada, yanlış hatırlamıyorsam elli üç sayfalık başvuru formunu tam anlamıyla yazabilmek için bir sabah 4.30'a kadar çalışmıştık. Aylar sonra tüm ülkelerin Ulusal Ajans'ları projemizi onaylayınca hâliyle sevindik. Daha önce hiç uçağa binmediğim için o yaz Finlandiya'ya turist olarak gitmiştim. Aslında gezmekten ziyade yurtdışı tecrübesi edinmek gerekliğini hissediyordum. 2013 Kasım'ında Romanya'ya gittiğimizde ilk şok deneyimini yaşadım. Buluşma organizasyonundaki aksaklıklardan ötürü Romanya'daki köye vardığımızda saat sabahın -sanırım- ikisiydi. Türk konukseverliğini biliriz ama o saate kadar okulda velilerin, öğretmenlerin, öğrencilerin ve hâtta belediye başkanının bizi beklediğini gördüğümde -yorgunluğun da etkisiyle olsa gerek- gözlerim dolmuştu. O zaman kendi kendime konukseverliğin salt bize özgü bir marifet olmadığını anlamıştım. Sıradaki ülke bizdik. Oldukça kalabalık bir kafile, elliden fazla kişi ülkemize geldiğinde harikulade bir hafta geçirdik. Romanya'nın altında kalmak istemiyorduk açıkçası. Ev sahipliği bir hayli yorucu olsa da bana çok şey kazandırdı. Bu gibi etkinliklerle konaklama, ulaşım ve toplu yemek gibi organizasyon becerileri gelişiyor insanın. Sonuçta küçük bir kasaba okuluyduk ve bu tarz bir projede ilk kez yer alıyorduk. Yine de mahçup olmadık. Ardından Almanya seyahati geldi. Hayatımın en güzel haftalarından birisini geçirmekle kalmayıp, çok değerli dostlar edindim. Belki de bu ikinci şok deneyimiydi; zira Almanların soğuk ve mesafeli insanlar olmalarını beklerken, bizi -hiç de zorunda olmadıkları hâlde- evinde ağırlayıp yemek veren insanlardı bunlar. Almanya'da o kadar mutluydum ki, iki ay sonrasında turist olarak tekrar bu ülkeye gitmiştim. Letonya'nın kemikleri üşüten soğuğunu müteakip Güney İspanya'nın iç ısıtan sıcağıyla karşılaştık. Fransa'nın biraz sıkı ve sistematik programı bizi sıksa da, orada da unutulmaz günler geçirdik. Nihayet Yunanistan ziyaretiyle birlikte bu süreç sona erdi. 

İki konuda pişmanım. Birincisi, özene bezene hazırladığım o sunumlar için neden okulun küçük ve pek de güzel olmayan salonunu kullandım diye kızıyorum kendime. İlçemizdeki yeni kültür merkezinin bu tip etkinlikler için biçilmiş kaftan olduğunu ancak birkaç hafta önce katıldığım bir ödül töreninde fark ettim. İkincisi, konuklarımızı İstanbul'a götürdüğümüzde, öğle yemeğini -fastfood tarzına dönmüş olan- Sultan Ahmet Köftecisi yerine boğaz manzaralı, mesela Ortaköy'de bir balık restoranında ayarlamadığım için kendime kızıyorum. Nasıl olsa yemeklerini bütçeleri karşılayacaktı konukların. Acemilik işte... Avuntum ise konuk öğretmenlere samimi düşüncelerini sorduğumda, Türkiye'de muhteşem bir hafta geçirdiklerini söylemeleriydi. Özellikle bazıları Türkiye'de ferah hissettiklerini, onları sıkboğaz etmediğimi ifade ettiler -ne de olsa her gün belirli bir serbest zaman ayarlamıştık. Kafa dinlemeleri, alışveriş yapmaları ve her şeyden önemlisi özgür hissetmeleri için.

Acemilik diyorum; zira proje ortakları içerisinde en gençleri bendim. Üstelik ilk kez böyle bir işin parçası oluyordum. İki-üç sene sonra bu işlere tekrar girişirsem ekip çalışmasına daha fazla ağırlık vermeye karar verdim. Kimse süpermen değil. Örneğin parasal konuları bir öğretmenin devralması daha uygun olurdu. Şimdiki aklım olsa o işi -mesela- matematik öğretmenine devrederdim. Veliler ve öğrencilerle iletişimi okul rehber öğretmenimize daha en baştan devrederdim. Başka bir öğretmense basın sorumlusu olmalı. Yurtdışından yorgun argın döndükten sonra yerel gazetelere haber hazırlamak ve telefon trafiğine girişmek gibi konular kolay işler olsa da, o yorgunlukla insana külfet gibi gelebiliyor. İyi-kötü İngilizce bilen öğretmenler muhakkak projeye dahil edilmeli. Bir de logo ve poster gibi görsel tasarımlar için resim öğretmeni olmalı ekipte. Mümkünse bir bilgisayar öğretmeni web sayfası ile ilgili işlere bakmalı. Koordinatör öğretmense, adı üstünde, işleri koordine edip diğer ülkenin sorumlu öğretmenleriyle yazışmaları yapmalı.

Kısacası, muhteşem deneyimler, harikulade dostluklar, unutulmaz anılar biriktirmekle kalmadım, eksiklerimin de bilincine varmış oldum. Bence insanın her daim hedefleri olmalı. Boşluğa düşmek -en azından ben dahil çoğu insanda- sıkıntı doğuruyor. Üçüncü kitapla ilgili sürekli notlar tutuyorum ama şu andan itibaren iki yıl süresince daha yoğun çalışacağım. Sonrası içinse hiçbir plânım yok. Hani her gün kendi kaygısını kendisiyle birlikte getirirmiş ya, bir sonraki adımı plânlamaya evet ama ötesi ne getirirse de kabul.

Tamer.