6 Nisan 2015 Pazartesi

Güçler Mücadelesi ve Mükemmellik Üzerine


(1) Türk filmlerinde ve Türkçe romanlarda sık işlenen konulardan biri. Klişeden de öte bir hâl alan, İstanbullu entelektüelin Anadolu'ya gidip oranın insanını anlayamaması meselesi. Bir gün -nihayet- bir değişiklik yapıp, Anadolu insanının İstanbullu entelektüeli anlayamaması üzerine bir roman yazarlarsa okurum, söz. Ne de olsa bugün tersinden seçkincilik söz konusu. Oryantalizmden ziyade bir nevi"oksidentalizm". Türkiye'nin Batısını kültürel bakımdan yozlaşmış hâlde gören, burun kıvıran, yüzünü ekşiten, yeni seçkinci tuhaf bir Anadoluculuk hüküm sürüyor. Mesela yıllardır televizyonu her açtığınızda yüceltildiğini gördüğünüz, delidolu, horon tepen, sağı solu belli olmayan, silah seven, Teksas gibi şehirlerle (Rize), oradan çıkış olmadığını, ama her yerin onlar için orası gibi olduğunu söyleyen şehirlere (Trabzon) sahip karadeniz insanının nasıl da her daim kutsandığını görmemek ne mümkün? Son on yılın yapay kutsalıdır Doğu Karadeniz. Son on yılların kutsalı ise Anadolu. Son yaşanan silahlı saldırı olayına hanginiz şaşırdınız? Daha birkaç yıl önce Eğitim-iş üyesi birkaç öğretmen Rize'de bir basın açıklaması yaptığında neredeyse katlediliyordu. Bırakın Allah aşkına.

(2) Spinoza'dan öğrendiğim en değerli bilgi: Yanlış bir tasavvur (imgeleme), doğru, ispatlanmış bir fikirle karşılaştığında yok olmuyor. Tasavvuru ortadan kaldıran, yalnızca daha güçlü başka bir tasavvur. Örneğin "yüce" bir şahsiyetin aleyhinde dilediğiniz kadar kanıt, argüman veya gerekçe ortaya sunulsun. Daha yüce olduğuna inanılan alternatif bir şahsiyet ortaya çıkıncaya değin mevcut tasavvurun değeri zerre kadar azalmaz. Bir duyguyu ancak daha baskın başka bir duygunun bastırmasında olduğu gibi, aklî ve deneysel doğruluklar, imgeleri yerle bir etmek için yeterli değildir.

(3) Kendini beğenmek de lâzım biraz. Özeleştiri yapacağım derken kendini yerden yere vuran, daima kendiyle uğraşan kişide örtük kibir olabilir. Aşırı tevazu da örtük bir kibrin göstergesi olabilir. Her söze "ben" diye başlayan kişi kadar, kendisinden hiç söz etmeyen, daima genel ve soyut konularda konuşan kişi de benmerkezci olabilir. Birincisi alenen benmerkezciyken, ikincisi kendinden kaçmakla, aslında sürekli kendisiyle meşgul olduğunu ifşa etmiş olur. Sıcağı sıcağına bir olayı değerlendirmek yerine, bazen dışarıdan soğuk bir bakış daha sağlıklı olabiliyor. İnsan hem dışarıya dışarıdan bakabilmeli, hem de kendisinin dışına çıkabilmeli (eks-staz / dışa-duruş). Dışa-duran öznenin kendisine ve Dünyaya koyduğu mesafe ile nesnelliğe bir adım daha attığı söylenebilir.

(4) Ortak hiçbir şeyi olmayanların ortaklığı mümkün mü? Kulağa çok romantik geliyorsa da, üzerinde durup düşünmek gerek. Spinoza'nın müthiş bir çözümlemesi var: Yoksunluk bakımından, yani sahip olmadıkları özellikler bakımından uyuşan şeyler, aslında hiç de uyuşuyor değildir. Somut bir uyumdan söz edebilmek için, x ve y'de belirli özelliklerin yokluğu, bu yokluk bakımından örtüşmeleri yetmez. Benzer benzeri çeker. Farklılıkların bir-aradalığı, gökkuşağı, çok renklilik vb. söylemler son on yılların klişeleri. Tarih bu söylemi yalanlıyor zaten. Gücü eline geçiren x, ya y'ye boyun eğdirir, ya onu sömürür, ya yok eder, ya zayıf tutar, ya da onu kendine benzetir. Günümüzde de bu durum aynen devam ediyor. Gerek sertlikle, gerekse ikna süreçleriyle. Bu kutuplu ortam ve erk sarhoşluğunun pervasızlaştırdığı yöneticilerin arsız tavırları felâket getirebilir. Her şey yerle yeksan olduktan sonra mevcut nesilden fayda gelmeyeceği için sıradaki nesillerin eğitim süreci başlamalı.

(5) Cennet tasavvurunun, mükemmelin, öngörülü belirlenmişliğin, kusursuz oranların, şaşmaz bakışımlılığın, ödün vermez planlılığın, steril, hijyenik bir ortamın ve tekdüze davranış örüntüsünün kaçınılmaz sıkıcılığına tanık olmak için -ilişikte resmini gördüğünüz- Den Brysomme Mannen (2006) adlı filmi öneririm. Mükemmel, tamamlanmış olandır. Artık hiçbir şeye ihtiyaç duymaz, hiçbir yeniliğe ve değişikliğe gitmez. Hâl böyleyken mükemmel olanın donup kalması ve giderek kendini imha etmesi kaçınılmaz olur. Kuzey Kore'de olduğu gibi.


Tamer.