17 Ocak 2015 Cumartesi

Yakınları İhmâl Etmemek Gerek: Günübirlik İzmit Gezisi

İnsan hep uzakları merak ederken, yaşadığı yeri, belki yeterince gizemli ve farklı gelmediği için, ihmâl eder. Ben de böyleydim -ta ki bugüne kadar. Çoktandır üşendiğim bir gezi düzenledim kendimce. Vapurla İzmit'e gittim. Bu arada vapurlara bayılırım. Ferahtır, deniz kokar, kitabını okursun, oturacak yer bulursun, konforludur, üstelik tüm bu artılarına karşın ucuzdur. Vapurdan indiğimde ilk olarak Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi'ne girdim. Vaktim olduğundan tüm yazıları okudum -zaten aksi hâlde anlamsız geliyor müzeleri gezmek. Fotoğraf çekmek yasaktı. Gerçi her gördüğüm şeyi fotoğraflama meraklısı değilsem de, oradaki Sokrates büstü ile mevsimleri temsil eden insan heykellerinin fotoğrafını çekmek isterdim. Yaz mevsimini temsil eden heykel yarı çıplakken, kış tamamen giyinikti mesela. Sonbahar da vardı ama ilkbahar kayıptı. Helen ve Roma sütunlarını bilirim ama ilk kez bir Bizans sütununu yakında görme şansım oldu. Ölen çocuğunun lahiti üzerine babasının yazdırdıklarını dilimize çevirmişler. Çarpıcıydı hakikâten. Öte yandan eklemem gerekir ki müze pek büyük ve zengin içerikli değildi. Belki Berlin'deki müzelerden sonra beğeni çıtam biraz yükselmiş olabilir.

Kocaeli Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi'nden 8-10 dakikalık yürüme mesafesinde meşhur Saat Kulesi var. Saat Kulesi, 1900-1901 yıllarında, II. Abdülhamit'in tahta çıkışının 25. yılı onuruna inşa edilmiş. Kimi kaynaklar mimarının Vedat Tek olduğunu, kimileri ise Mihran Azaryan adlı Bahçecikli bir Ermeni olduğunu söylüyor. Kesin bilgi yok. Bu arada saat bozuktu :) Sorunca öğrendim ki, yaklaşık bir ay önce tamire gönderilmiş.

Saat Kulesi'nin hemen yukarısında Kasr-ı Hümayun var. Bu küçük saraya Av Köşkü de deniyor. Sultan Abdülaziz'in, dinlenme ve kimi konuklarını ağırlama amacıyla kullandığı bir köşkmüş. Dolmabahçe Sarayı'nın mimarları Balyan Kardeşler'den Karabet Amira Balyan'a yaptırılmış. Kasr-ı Hümayun beklediğimden daha ilginç ve güzeldi. Zemin kattaki bir odada, 1923 Ocak'ında, Mustafa Kemâl, o günün gazetelerinin temsilcileriye bir basın toplantısı yapmış. Eşyalar olduğu gibi duruyor. Sanki toplantı bir gün önce yapılmış gibi hissediyorsunuz. Gazeteciler dediysem, isimlere dikkat: Ahmet Emin Yalman, Halide Edip Adıvar, Falih Rıfkı Atay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve saireden bahsediyorum. Bu arada içerideki tek konuktum. Görevli sağolsun, sabırla bekledi beni.

Kasr-ı Hümayun, nam-ı diğer Av Köşkü.
Kasr-ı Hümayun'dan biraz daha ileride Atatürk ve Redif Müzesi var. Oraya girmek için dışarıdaki demir kapıyla bayağı bir uğraşmam gerekti. Sonra bir görevli beni görüp içeri aldı. Bu müzede Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin  kuruluş yıllarına ait kimi bilgi, belge ve eşyaları görebilirsiniz. Bir Kasr-ı Hümayun kadar etkilenmediysem de, hem bazı bilgilerimi tazelememe, hem de Yahya Kaptan'ın kim olduğunu öğrenmeme vesile oldu. İzmit'te Yahya Kaptan denince bir muhit gelir akla. Meğer bu adam tıpkı Çerkez Ethem gibi bir çete önderiymiş. Yalnız Atatürk Kuva-yi Milliye'ye katılmasını istediğinde, bunu kabul edip adamlarıyla birlikte Kurtuluş Savaşı'na canla başla katkı vermiş. Yahya Kaptan'ın, daha 30 yaşını doldurmadan İttihatçılarca öldürülmesine çok öfkelenen Mustafa Kemâl, Nutuk'ta kendisine 15-20 sayfa ayırmış. 

Atatürk ve Redif Müzesi
Oradan geriye döndüm. Yokuş aşağı iniyorsunuz, zaten sokağın adı gayet yerinde bir şekilde "Saray Yokuşu". Sağda bir bina fark ettim. Cumbaları ve estetik güzelliğiyle göze çarpıyordu. Üstünde tarihi önemine dair hiçbir bilgi yazmıyordu. Sağ tarafında "Çocuk Evleri Koordinasyon Müdürlüğü", ön tarafında, "Aile ve Soysal Politikalar İl Müdürlüğü", "Dokümantasyon Merkezi" ve "Türk Müziği Korosu" yazıyordu. Kapalı olduğu için giremedim. Sanırım müzeleştirilmemiş, hâlen faal olarak kullanılan bir bina. Şimdi baktım, evet görünce tanıdım, Eski Vali Konağı'ymış.

Eski Vali Konağı
Vapura binmek için iskeleye dönerken, yol üstünde TCG Gayret ve TCG Hızırreis müzelerine uğramaya karar verdim. Gemiden ziyade denizaltıya girmek beni etkiledi. Diğer müzelerde hep tek başınaydım ama Gayret ve Hızırreis çok ilgi gördüğünden, bizim grup on iki kişi civarındaydı mesela. Das Boot (1981) adlı şaheseri izlediğimden beridir bir denizaltının içine girmek istiyordum. Yanıbaşımdaymış meğer. Üstelik bir asker bize rehberlik edip, pekçok teknik ayrıntıyı anlattı. Bir zamanların yelkenli ve kürekli kalyonlarını düşünüyor insan, bir de daha 1940'larda yapılmış şu denizaltının teknik donanımına, gücüne bir bakıyor... Aradaki fark muazzam.

Neyse, lafı uzattım. Elbette her yer bir İstanbul değil; fakat her yerde ziyaret edilecek önemli mekânlar var illa ki. Bundan böyle, uzakları merak etmeye devam ederken, yakınları göz ardı etmemeye karar verdim.

Tamer.