4 Ocak 2015 Pazar

Bazı Konulara Kısa Değiniler


(1) Fotoğraftaki kişi Vera Farmiga. Güzel kadın. The Departed'tan sonra Source Code'da da izledim. Hayran oldum gerçekten de. '73 doğumluymuş üstelik. O bakışlar filan. Nev-i şahsına münhasır bir güzelliği var.

(2) Bir arkadaş dikkatimi çekti. Koca bir paragraf yazıp sildim az önce. Hassas konular. Düşündüm de, uzatmaya gerek yok. Erkek-egemenliğin ve dahi homofobinin kökenleri o kadar derinlerdeki... Çoğunluk, kadın taklidi yapan erkeğe gülerken, erkek taklidi yapan kadına gülmez. Erkek eşcinselliğine karşı beslenen horgörünün de daha ziyade kadınlaşmaya, kadınsı olmaya, kadınlığa karşı duyulan horgörü olduğunu göz ardı etmemek gerek.

(3) Dünyada kayda değer müzik grupları, dikkat ederseniz, üyeleri hep çok gençken kurulmuş. Vi är bäst! (2013) adlı İsveç yapımı film bunu gösteriyor. Maddi imkânları kısıtlı birkaç ergen, eğitimli ve varsıl yetişkinlerden çok daha tutkulu ve hırslı olabilir; çok daha iyi şarkılar üretebilir. 30'undan sonra ünlenmiş kişiden hayır bekleme. Hayatını teminat altına almış, tutkusunu yitirmiş kişiler çıkar olsa olsa, Ferhat Göçer filan. Müzik tarihine, özellikle muhalif müzisyenlere dikkat edin, 17-18 yaşında, parasızlık içerisinde, ikinci el enstrümanlarla evin garajında prova yapmış gençlerdir çoğu. Belki de bu yüzden Pink Floyd'un son albümü hiç tat vermedi.

(4) Geçen gün Yalova'daydım. Vakit bulunca gezip oyalanmayı severim. Soğuktan ve yağmurdan korunmak, biraz da zaman geçirmek için bir kahveye girdim. O kahvede, son yıllardaki toplumsal kutuplaşmanın tabandaki tezahürüne tanık olmak mümkündü. Kırk yaşlarında birisi, gayet saldırgan bir tonda, yüksek sesle anlatıyordu: "Kâfirleri tanıyalım abi!" diye girdi söze, "yeni yıl kutlamaları yapanlar hıristiyanlaşmış oluyor" diye bitirdi. Kimin dinden çıkıp çıkmadığına kendisi karar veriyor demek ki hazret. Bu saldırgan tavrın kökeninde kıskançlıkla karışık yüzeysel bir din öğretisi yatıyor olsa gerek. Artık gri diye bir ton yok. "Dindar" var, "dinsiz" var. "Yurtsever" var, "vatan haini" var. Ortası yok. Birlik yok. Sentez yok. Vatandaş seni beni gözünden tanıyor artık -çoktandır gözden çıkarmış. Hoşgörü gerçekten de masalmış. Platon'un bir diyaloğunda geçiyordu: Tanrı bir şeyi emrettiği için mi o şey doğrudur, yoksa o şey doğru olduğu için mi Tanrı onu emreder? Eğer ikinci şık geçerliyse, ahlâki doğrular dinden bağımsız demektir. Din ve etik farklı konular. Bir arada da varolabilirler, bağımsız olarak da. Senin dediğini bu bağlamda anlıyorum. Bir de dini ritüellerin (ibadet), ahlâki erdemlerle etik değerlerin yerini alması riski var. Gündelik yaşantılarımızda görüyoruz bunu.

(5) Twitter'da dönen Barış Atay muhabbetine dair diyeceğim tek şey var: Lafı eveleyip gevelemeye, sözün etrafında dolaşmaya gerek yok: "Özgürlük düşmanlarına özgürlük yok!". "Esaretin özgürlüğü olmaz" der geçerdi eskiler. Şimdi, bir dostumun dediği gibi, özgürlük "kullanışlı" bir kavrama döndü, içi boşaltıldı. Tıpkı torba yasa gibi, içine ne atsan alıyor. Oh, ne âlâ. Bir kadın çok güzel eleştirmiş: "2x2 kafes aldım, tekerlekli. Onun içinde yaşama özgürlüğümü kullanmak istiyorum. Laf eden darbecidir." 


(6) Fotoğraftaki Hollanda'da, Lahey kentinin deniz kıyısında, Scheveningen diye bir yer. Her yeni yılın başlangıcında, insanlar topluca buz gibi denize hücum ediyor. Bu gibi faaliyetler ne kadar eğlencelidir, kim bilir? Düşünüyorum da, bizim burada, mesela ilçenin kurtuluş yıldönümünde -hurrraa- herkes denize koşsa. Harika olurdu. Özenmişimdir hep böyle faaliyetlere. Daha makûl bir öneridir, dikkate alınır belki diye geçen sene belediyeye dilekçe vermiştim: Yılda bir kez sahil koşusu düzenlenmesi için. Böylece hem bir festival havası yaşanır, hem de komşu il ve ilçelerden koşu meraklıları gelirdi. Belediye kaale bile almadı tabi. Aslında örgütlenip kendin yapacaksın böyle şeyleri. Mesela Eskişehir'de gençler sosyal ağlarda haberleşip, toplaşıp kar topu savaşı yapıyorlarmış, merkezde, her yılbaşında. Ne güzel.

2015'te kimsenin sağlık sorunu yaşamamasını diliyorum. Selamlar.

Tamer.