6 Aralık 2014 Cumartesi

Pi (1998) Üzerine


Pi (1998), dünyayı anlamak için biçim kadar içeriğin, matematik kadar şiirin ne denli gerekli olduğunu oldukça gerilimli bir tarzda göstermiş, enteresan bir film.

Evrendeki biçimsel örüntüleri idrak edebilmek için, zihnimizde hâli hazırda varolan uzay/zaman formunun bilimi olan geometri ve matematiğe başvurmak gerekir. Bu sayede Einstein, deney ve gözlem yapmaksızın genel görelilik kuramını geliştirmiş ve 1919'da bu kuram başkaları tarafından deneysel olarak kanıtlanmıştı. Max Cohen'in filmde yaptığı tam da bu. Fakat Max tamahkâr davranıyor ve sırf biçimsel bilgiye sahip olmakla yetinmiyor. Evet, atom-altı parçacıklardan Samanyolu'na, salyangoz kabuğundan kasırgalara varıncaya dek, sarmal bir dönüşün söz konusu olduğu, her şeyin birbirinin ve kendisinin etrafında döndüğü bir gerçek. Ne var ki, evrendeki matematiksel/biçimsel örüntülerin bilgisi, hayatın anlamına dair bize hiçbir şey söylemez. Evrenin nasıl bir yer olduğunu bilmek, asla küçümsenemeyecek önemde olsa da, "nasıl?" sorusunun yanıtına sahip olmak, "n'için?" sorusunun yanıtını vermez. Dünyanın (dünya derken yeryüzünü değil, tüm varoluşu kastediyorum) neden böyle olup da başka türlü olmadığının, neden ve ne amaçla varolduğunun bilgisi matematiğin, daha genelde bilimin ilgi alanının ötesindedir. Bu noktada -sürekli sonunun geldiği iddia edilen ve küçümsenen- felsefe devreye girer. Biçime değil de, içeriğe dair, "kendinde-şey" (Kant), "Tanrı" (Din), "altyapı" (Marx), "bilinçdışı" (Psikanaliz), "istenç" (Schopenhauer) veya "güç istenci" (Nietzsche) gibi bir referansa ihtiyaç ortaya çıkar. Bu yüzden Kant'ın transandantal estetiği, başyapıtı Saf Aklın Eleştirisi'nin yalnızca kısa bir bölümünden ibarettir; ne de olsa uzay ve zamanın a priori bilgisi bize bir içerik sunmaz. 

"Neden hiçlik olmasındansa varlık vardır?" gibi bir soruyu, bu soruyu sorabilen insanı odağa alarak sorgulayan Heidegger, matematiğe değil, felsefeye başvurmuştu. Yeraltından Notlar'da "2*2 = 4" -biçimsel- kesinliğinin kendisini ilgilendirmediğini dile getiren büyük dahi Dostoyevski, Karamazov Kardeşler'de, onca sayfa, ruhun ölümsüzlüğü meselesini boşuna tartışmamıştı. Hayatı anlamaya dönük çabaların bilimsel bakışı aşıyor olması, felsefe ve sanata hak ettiği itibarı teslim etmekle sonuçlansa da, bilimsel yöntemi küçümsemekle sonuçlanmamalı elbette. Buradan, filmde Max'ın yaşlı Hocasının ne kadar haklı olduğunu anlarız: Hayatta biçim kadar anlam, matematik kadar şiir, analiz kadar sentez, mantık kadar duygular ve zekâ kadar deneyim de gereklidir. Müzik diye bir şey vardır bir kere. Bütünsel bir bakış şart; zira dünya tek boyutlu değil. Bütünsel bakıştan uzak bir tutum, yani varoluşun bütününü tek bir boyutta idrak etmekte ısrarcı olmak, filmde olduğu gibi, kişinin çıldırmasıyla sonuçlanır olsa olsa.

Hayat ne yalnızca bilimle, ne de yalnızca müzikle anlaşılabilir. İkisi de lâzım.

Tamer Ertangil.