3 Aralık 2014 Çarşamba

İki Kısacık Değini


Pek az mısralı fakat oldukça uzun bir şiir izledim. Bayağılığın galip geldiği dünyanın boğucu anlamsızlığında kendini dört duvarına hapseden, zira dışarısını fazlasıyla cüretkâr bulan insanlar. Dönüştürme iradesinden yoksun kalmış insanlık. İradesine sahip çıkıp, bile isteye hayatı, bayağı güruhun değersizleştirdiği hayatı reddeden bir at. Bayağılığın hükmünü kabullenip, boşluğu kahkahayla dolduran, konar-göçer çingeneler. Bir filozof demişti ya, "işte günler günleri kovalıyor ve neden yaşamak gerektiği ise hiç açık değil', her yeni gün, bir öncekinin aynısı. Güneşin altında yeni bir şey yok. Öyle bir an gelir ki, hiçliğe dâhi muhtaç kalınır. Her günün birbirinin tekrarı olmasına bile razıdırlar. Yenilik beklentisi çoktan terk edilmiştir. Yine de açgözlü bayağılık, sahip oldukları tek şey olan sıkıcılığı da karanlığa boğacak, ellerinden alacaktır. Sanat yapıtını anlamak esas olduğu için, açıklama çabasına girmemek gerek. Açıkladıkça, anlamın büyüsü bozuluyor, anlam, kolumuzdan sıyrılıp kaçıyor, dağılıp parçalara ayrılıyor sanki. O yüzden susalım. Son bir şey: Nietzsche var filmde.


Bitirdiğim bir kitaptan söz edecektim. Vazgeçtim. Onun yerine güzel bir insandan bahsedeceğim. Bu coğrafyada, hem de o yıllarda, hilafeti ve saltanatı yürürlükten kaldırabilecek denli çılgın, çılgıncasına cesur bir adam. Lafta devrimci değil, bütün riskleri göze alarak, çatır çatır devrim yapmış bir önder. Okulda çocuklara söylerim bazen, bir kere, iyi bir insan yahu. Kötü bir insan olsaydı, derim, iktidarı ele geçirmiş, ne uğraşacaktı devrim yapmakla filan? "Padişahım lan ben!" derdi, sürdürürdü düzeni. Harem kurardı kendine, sarayda takılırdı ölünceye değin. Yok. Ne halifeyim dedi, ne de sultan olduğunu iddia etti. Tüm hastalığına rağmen, sirozdan şişmiş karnıyla yurt gezileri yapmak derdindeydi. Okuma-yazma oranı yükselsindi bu ülkede. Traktör fabrikaları kurulsundu. Medeni hukuk gelsindi, kimsenin ayrıcalığı kalmasındı. Hukuk karşısında -teorik de olsa- herkes eşit olsaydı. Mesela kadınlar da erkeklerle eşit miras hakkına sahip olsaydı. Ülke daha güzel, daha eğlenceli, daha özgür olsaydı. '30'larda Hitler'den kaçan profesörleri, "Türkiye'ye gelin, bize nitelikli Hoca lâzım" deyip üniversitelerimizde istihdam etmiş bir insandan bahsediyoruz, güzel bir insandan.

Tamer.