13 Kasım 2014 Perşembe

Psikanaliz, Sanat Yapıtı ve Etik Üzerine

Jacques Lacan (1901-1981)
İnsan, kendisine ait bir özelliği hem sevip hem de sevmeyebilir mi? Bence mümkün. Bir konuya odaklandığımda, onun üzerine sonuna kadar gitmek gibi bir huyum var mesela -bazen sevip bazen sevmediğim. Karamazov Kardeşler romanını bitirmiş olsam da, bazı sahneler ve ifadeler hâlâ zihnimde yankılanmaya devam ediyor. Kitaptan uyarlama, 1969 Sovyet yapımı, üç bölümlük bir film bulup indirdim ve keyifle izledim. Elbette o devasa yapıtı tüm ayrıntılarıyla yansıtması mümkün olmasa da, fena bir uyarlama değildi.

Psikanaliz konuşurken en sık, "ne saçma!", "ne kadar mantıksız!", "hiç akla yatkın değil!" gibi tepkiler verilir. Oysa psikanalitik çözümlemelerin makûl olması beklenemez. Psikanaliz, tanım gereği, bilinçaltıyla ve bilinçdışıyla ilgilendiği için, rasyonelin kapsayabileceği uzamın dışındadır. Duygular, inançlar, içgüdüler, rüyalar ve insanlığın paylaştığı ortak bilinçdışı gibi, rasyonel alandan uzak olan, onunla bağlantısız nesnelerdir psikanalizi ilgilendiren. İşte bu yüzden, psikanalizin en büyük handikapı, her ne söylerse söylesin, söylediklerinin kulağa makûl gelmemesinden kaynaklı olarak, sağduyu ve rasyonalite tarafından daima tepki verilmesi. İrrasyonel olana dair söz söyleyen her ifade, anlaşılmaz olma riskini göze alır. Bu noktada Ulus Baker'in, zamanında söylediğini dikkate almakta yarar var: Anlamak, demişti, hayatla kurduğumuz ilişki kiplerinden yalnızca bir tanesidir. Dolayısıyla, insana, hayata ve dünyaya dair her şey rasyonel, anlamlı ve makûl olmak zorunda değildir; zira insan Apollon ve Dionysos'un, süperego ve ID'in, rasyonelle irrasyonelin, akılla duyguların, bilinçle bilinçdışının bir bütünüdür.

Heidegger, şiirin en üst sanat formu olduğunu söylüyordu. Şiir ki, pekçok zaman son derece anlaşılmazdır. Beş yıl kadar önce, şiirle arası bir hayli iyi olan bir arkadaşım, şiiri anlama gayreti içerisinde olmamı tuhaf bulduğunu söylemiş, anlamaya uğraşmamamı salık vermişti. Onu şimdi daha iyi "anlıyorum." Şiirin en yüksek sanat formu olduğunu ben de kabul ediyorum. Belki şiire tam anlamıyla hazır değilim ve ilerleyen yıllarda şiirle aram önce düzelecek, giderek daha iyi olacak -bilemem. Bu noktada dikkat edilmesi gereken konu ise estetik ölçütler meselesi. Eğer anlamı bir kenara koyarsak, bazı estetik ölçütlere gereksinim duyarız. Aksi halde ne herhangi bir şiir için "ne kadar saçma" diyen okurun, ne de bir heykel için "ben böyle sanatın içine tükürürüm!" diyen belediye başkanının haksız olduğu söylenebilir. Her saçmalık sanatla eşdeğer hâle gelir. Güzelle çirkini ayırmak imkânsız bir hâl alır. 

Sanat tuhaf şey. Hem insana özgü, insanı insan yapan değerlerden, hem de hakkında konuşulması ve yargıya varılması en zor işlerden biri. Yine de, psikanalizin bu konuda ufuk açıcı katkıları olduğuna inanıyorum.

Ek: Ontoloji, metafizik, epistemoloji ve bilim felsefesi hakkında konuştuğunuzda sizi yalnızca sessizce dinlemekle yetinirler. Konu etiğe geldiğindeyse işler değişir. Etik, herkesin gündeminde olduğu, Öteki'yle olan ilişkilere dair olduğu, hâtta kişinin kendisiyle olan ilişkisini de incelediği için olsa gerek, herkesin bu konuda söyleyeceği bir şeyler vardır. Etiğin mıntıkasına adım attığınız anda kimse susmaz, herkes konuşur. Eleştirilere açık olmak gerekir. Bu bakımdan etik, tüm diğer felsefî disiplinlerin aksine, üzerinde yazması en riskli alan. Bunu göze almak gerek.

Tamer Ertangil.