10 Eylül 2014 Çarşamba

Dünyada Kalan Son İnsan Olmak Üzerine: Sessiz Dünya


Şu ana dek izlediğim en tuhaf ve ilginç filmlerden birisi The Quiet Earth, 1985, Yeni Zellanda Yapımı. 

İnsan elinden çıkma bir felâketin ardından, yeryüzünde insan ırkından geriye kalan tek kişi olsaydınız ne yapardınız? Düşünsenize, varolan her şey sizin! İlk anda kulağa hoş gelse de, başkalarının olmadığı bir dünya, gerçekten yaşamaya değer miydi? Başkalarının olmadığı bir dünyada her şey sizin olsaydı dahi, bunun bir değeri olur muydu? Kimse yok. Hiç kimse. Tek başınasınız. İstediğiniz villaya ve hâtta şatoya yerleşebilir, istediğiniz arabayı kullanabilirsiniz. Ee? Kimse yok ama... Bir saniye. Biraz durup düşününce anlaşılıyor ki, anlamlandırmalarımızın çoğu, maddi değer atıflarımızınsa hepsi, öznelerarası bir uzlaşmaya dayanıyor -maddi anlam bundan ibaret. Başkaları yoksa, maddi hiçbir şeyin değeri de yok. Beslenme, barınma ve ısınma gibi temel ihtiyaçlardan ötesi, ötekinin yokluğunda, tedricen anlamını yitiriyor. Dünya üzerindeki varoluşumuz, başlangıcından itibaren insanlık mirasına ve tek tek diğer insanların varoluşlarına o denli bağlı, o denli iç içe ki, yalıtık bir hâlde kendimizi tasavvur etmemiz çok zor, neredeyse imkânsız. 

Filmde ilginç bir sahne var. (Spoiler korkusu olanlar bu paragrafı okumasın.) Tanrıya "neredesin?!" diye soruyor Zac. Kiliseye girip İsa'nın heykeline ateş ederken, "bak işte oğlunu öldürüyorum, neredesin!" diye haykırıyor. Kızdığı nokta, insan iradesiyle dünyanın sonu getirilirken, -güya- kadir-i mutlak olan Tanrı'nın hiçbir şey yapmamış olması. Dünya üzerindeki tüm kötülüklere, tecavüzlere, savaşlara, cinayetlere, işkenceye, lösemiye ve kansere izin veren bir Tanrı'dan hesap soruyor Zac. Elbette -Kant'tan beridir çoktan ölmüş olan Tanrı'nın- sesi soluğu çıkmıyor.

Özgür iradenin sorgulandığı anları da görüyoruz. Birisi bir başkasından hoşlandığında, bunu isteyerek mi yapar? Hayır. Tanıştıktan birkaç saniye sonra karşınızdaki kişiden hoşlanıp hoşlanmadığınıza karar verirsiniz. Aslında karar veren siz değilsinizdir. Ortada verilen bir karar filan da yoktur. Bir kez hoşlandığınız takdirde, karşınızdaki kişinin kusurları gözünüze batmazken, eğer hoşlanmadıysanız, onun iyi tarafları dahi sizi rahatsız eder. Sevdiğiniz insan hakkında güzellemeler yapmanız, o kişinin ne kadar yüce birisi olduğundan değil, sizin ona karşı hissettiklerinizden kaynaklanır. İşin tuhafı bu ya, hislerinizi kontrol edemezsiniz. Bu noktada, film, izleyiciyi, karar verme mekanizmalarına ve öznel kanaâtlere dair sorgulamaya davet ediyor.

İnsan psikolojisine, insanın sosyal bir varlık olmasına, yalnızlığa, bilime, felsefeye ve geleceğe dair mükemmel ve bir o kadar da bilinmeyen bir film: The Quiet Earth. İzlemek isteyenlere iyi seyirler.

Tamer Ertangil.