29 Ağustos 2014 Cuma

Yeni-Türkiye'de Kendine Yer Açmak ve Biraz Müzik

Gündeme dair hiçbir şey yazmak gelmiyor içimden. Görünen o ki siyasal İslam zafer üstüne zafer kazanmaya devam edecek. Türk halkının en az yarısının kültürel bakımdan asimile olmaya gönüllü olduğunu düşünüyorum. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, ileride alternatif hukuki sistemlerin ortaya çıkacağını, dileyenin dilediği hukuk sistemine başvuru hakkı olacağını zannediyorum. Doğrudan doğruya dönüşüm değil de, önce şerri hukukla medeni hukukun bir yan-yanalığı oluşur, sonrasında ne olur bilmem. Yeni Türkiye denen şey Ortadoğuyu, siyasal İslam'ı, Osmanlıcılık nostaljisini, lümpenliği, mahalle baskısını, "onu yeme, bunu içme, şunu giyme, sağ ayakla gir, tokalaşma" gibi hayata dair boğucu ayrıntıları, kibri, yadırgamayı ve bizlere "sizin modanız geçti eski kafalı laikçiler" diyen, bizleri eski Türkiye'nin artıkları olarak gören yeni-seçkinciliği işaret ediyor. Hâl böyleyken, bizim gibi siyasal İslam'dan haz etmeyen ve geleceğe dair kaygıları olan insanlara -umarım- yeterince yaşam alanı kalır. Bu bakımdan, Avrupa Birliği müzakereleri bir güvence sunuyordu. En azından belli bir standartlaşma sağlayabilirdi; zira AB üyesiyseniz, ne kadar farklı bir ülke de olsanız, birbirinize bazı konularda benzemek zorundasınızdır. Gelgelelim, AKP ilk yıllarında sürekli andığı Avrupa Birliği'nin adını artık hiç anmıyor. O işten vazgeçilmiş gibi. Kimsenin hayatta çok fazla beklentiye girdiğini sanmıyorum: Huzur, mutluluk, herkesin rahat olması, kimsenin kimseye karışmaması, biraz nezaket, sorunların hukuki yollarla halledilmesi, kimsenin kimseye kanaatlerini ya da inancını dayatmaması gibi, başarması aslında zor olmayan şeyler. Ne bileyim, mesela Avrupa'nın herhangi bir ülkesinde cami yapınca sevinen, gururlanan, oralarda helâl kesim gıdayı marketlerde bulabilen ama "Ayasofya'da namaz kılacağız, onu cami yapacağız!" diyen, en ufak bir farklılık talebinde "burası müslüman ülke kardeşim, işine gelirse!" tavrı sergileyen, "başka yerlerde ben ben olurum, ama burada sen de ben gibi olmak zorundasın" şeklinde dayatma yapan bir kitle meydana getirildi. Sanırım bu da bir toplum mühendisliği başarısıdır. Kaygılanmamak elde değil. Evlerimiz çok değerli. İnsanın muhakkak kendine ait bir dört duvarı olmalı.

Kafamda düşünceler dönse de toparlayıp yazasım yok. Şimdilik şöyle bir değinmek yeter.



Biraz müzik konuşalım. Rock severler, Ayyuka adlı grubun "Kiracı Odaları" albümünü beğeneceklerdir. Çok fazla söz yok, müzik akıp gidiyor adeta. Dinlerken '50'li yıllarda gibi hissettiğim de oldu kendimi, '70'lerde de. İlk albümünü belki yüz kere dinlediğim Şirin Soysal'ın yeni albümü "Ziyaret" çıktı. Henüz yalnızca bir kere dinlediysem de, caz ve kabare tarzını birleştiren ve -bana göre- mükemmel bir sesi olan bu kadın dinlenmeli. Kendisiyle tanışmak isteyenler ilk olarak "Bilinmeyen" adlı şarkısını youtube'dan dinleyebilir. Gitar dinlemek isteyen, dinginlik sevenler için Cenk Erdoğan'ın "Kara Kutu" albümü bir harika. Hem klasik Türk müziğini, hem de klasik Batı müziğini sevenler içinse enteresan bir albüm var: "Itri ve Bach". Başarılı sentez diye ben buna derim. Öyle bütün enstrümanları bir arada kullanalım, gitarın yanına darbuka koyalım da kakofoni olsun tarzı parçalar yok. Gerçekten muhteşem. Son olarak Kuzeyden, İzlanda'dan Olafur Arnalds'ın bütün albümlerini öneriyorum. Hazır sonbahar yaklaşırken, özellikle geceleri, loş ışıkta dinlemek için ideal. Ruhunuza gıdalar :)

Tamer Ertangil.