12 Ağustos 2014 Salı

Şeffaflığın Egemenliği


Yıl 2002, Ankara. En şık dükkanların yer aldığı, zengin bir muhitte, bir dükkanın vitrininde köylü bir kadın, ya da köylü bir kadına benzeyen bir kentli, yufka açıyor. Muhtemelen mantı ya da gözleme yapacak. Vitrine öyle bir koymuşlar ki, dekoratif bir ürün gibi duruyor. Köylü olduğu için müşterilere otantik geliyor muhtemelen. Organik bir ürün adeta. Bozulmamışlığı, doğallığı ve gelenekselliği temsil etse de, orada sırf dekorasyon amacıyla durduğu belli. Otantik olan, kendisini sarıp sarmalayan, onu otantik kılan ortamın içerisinde orijinalliğini koruyabilir, oysa bu kadın bir şekilde eğreti geliyor göze. 


Günümüzde bir çok kafe ve restoranda da, şeffaflık adına benzer görüntülere rastlanıyor. Mutfak restoranın ortasında, gözler aşçı ve yamakların üzerinde. Konuşmalarına dikkat etmek zorundalar. Rahat değiller. İlk başta, mutfağın temizliğini, elemanların eldiven, maske ve kağıt kep taktıklarını görüp rahatlamamız için bütün bunların yapıldığını düşünsek de, belki de, aşçı ve yardımcıları dekoratif birer sanat eserine indirgeniyor. Restoranın dekoratif bütünlüğünün birer unsuru hâline geliyorlar. İş gereği katlandıkları zorluklar ve adeta hayvanat bahçesinde sergileniyormuş hissine kapılmaları umurumuzda olmuyor.

Bu durum günümüz sanat anlayışını hem besliyor, hem de ondan besleniyor. Damien Hirst'ün sergilerinde ikiye bölünmüş, iç organları görülebilen hayvanlar vardır. Ron Mueck'in hiper-gerçekçi ve kocaman heykellerinde, bebeklerden ihtiyarlara kadar herkesin bedenine tüm ayrıntılarıyla tanık oluruz. Bu denli şeffaflık, alımlayıcıyı neredeyse rahatsız eder. "Yetenek Sizsiniz" ve "Popstar" gibi programlarda, en iyi performans sergileyenleri izlemekle yetinmez, eleme sürecini de tüm şeffaflığıyla görebiliriz. "Ne kadar başarısızlar!" diyerek avutur izleyici kendini. Onlar kendilerini rezil ediyorlardır, kaybederler. "Kim bilmemkaç lira ister" tarzı programlarda başarılı, unvan, para ve kariyer sahibi kişilerin, nasıl da bilemediklerini görünce rahatlar izleyici. Her şey şeffaftır. Kandıramıyorlardır artık kimseyi. İzleyen çoğunluğun ne parası, ne kariyeri, ne de unvanı vardır ama onlar her şeyin farkındadır. "Survivor" gibi programların %30-35'i yarışmalardan oluşuyorsa, kalanı aralarında yaptıkları dedikodu ve birbirini çekiştirmeleridir. İzleyicinin gözünden hiçbir şey kaçmaz; zira işin iç yüzüne vakıftırlar.

Güya.


Tamer Ertangil.