21 Ağustos 2014 Perşembe

Bazı Resim ve Heykeller Üzerine Birkaç Paragraf

Sokrates'in meşhur büstü. 

Kaşları çatık. Ne kadar zeki ve birikimli olduğu gözlerinden okunuyor. "Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir" sözü alıntılanır ya hep, sanırım o söze ilişkin akıl yürütmesini, "Sokrates'in Savunması"nda okumuştum. Yahu der, kardeşim, siz bilmediğiniz konularda ahkâm kesiyor, biliyormuş gibi konuşuyorsunuz. Halbuki hiçbir şey bildiğiniz yok. Ben en azından, bilgim olmayan ve idrakimi aşan konulara dair, biliyormuş gibi davranmıyor, boş konuşmuyorum. Bilmediğimi biliyorum en azından. Siz zavallılarsa, bilmediğinizi bile bilmiyorsunuz. 

Bilgisizliğinizin farkında bile değilsiniz.





Berlin'deki Neues Museum'un broşürlerinde görmüştüm Nefertiti'yi. 

Müzenin -yanlış hatırlamıyorsam- en üst katında, ayrı bir köşedeydi. Bir tek onun fotoğrafını çekmek yasaktı. Bir oda sırf Nefertiti'ye ayrılmıştı. Kulaklığımda işittiğim bilgilerden hatırladığım kadarıyla, Nefertiti ismi, "güzel olan geldi", "güzellik nihayet yere indi" gibi anlamlara geliyordu. Büstün içinde yer aldığı camekânın başında bekleyen güvenlik görevlisinden çekine çekine; ve ilgi gösteren diğer insanlardan fırsat buldukça, yakından inceledikçe, Nefertiti'nin zarif boynu, simetrik yüz hatları, düzgün burnu ve dudaklarıyla, gerçekten de güzel bir kadın olduğunu düşünmüştüm. Nasıl öldüğüne dair çeşitli varsayımlar olsa da, tek bildiğim, muhtemelen kırk yaşındayken öldüğü.


Bazı Türk filmlerinde şöyle bir durum var: Esas oğlan ve esas kız vardır. Bunlar aşık olurlar birbirlerine. Bu ikisinin kavuşmasını dileyen etraftaki unsurlarsa ancak aracı konumunda ya da dekoratif unsurlardır. Aşçı, uşak, temizlikçi, bahçıvan, bütün bunlar adeta cinsiyetsiz, nötr varlıklardır. Aşık olmazlar. Gülünçtürler. Tüm yapıp yapabildikleri, esas oğlanla esas kızın kavuşmasını dilemek ve bunun için çabalamaktır. Beyefendiyle hanfendi evlenince film sona erer; zira sonrası kimsenin ilgisini çekmez.

İlişikteki resim, Avusturyalı ressam Moritz von Schwind'in, 1846 tarihli, "Gül ya da Sanatçının Yolculuğu" adlı tablosu. Çalgılarıyla birlikte şatoya doğru ilerleyen müzisyenleri görüyoruz. Muhtemelen, kraliyet mensubu ya da aristokrat eşi olan kadınları eğlendirmek üzere gidiyorlar. İçlerinden bir tanesi, en geride kalanı bir hayli dalgın, yerdeki güle bakıyor. Gül demetini tutansa balkondaki bir genç kız. Yine de hayatın zorlu yokuşlarını tırmanan bu genç çalgıcı için o gül bir umut kaynağı değil; fakat olsa olsa hayal kırıklığı anlamına geliyor. Tekdüzeliğin boğucu ritmine hapsolmuş, tüm yüce ideallerini geride bırakmış, sıradan bir çalgıcı olarak, asla ulaşamayacağı, dengi olmadığı insanları eğlendirmekle yetiniyor. Belki de bu yüzden yokuş yukarı çıkıyor -üstelik en geride, herkesin gerisinde. Ortaçağda sınıf atlamak, büyük bir insan olmak, dengin olmayan birisine aşık olmak, olur şeyler değil. Olsa olsa, onların dünyasında bir dekor unsuru olabilinirdi ancak. Temizlikçi, çalgıcı, aşçı, uşak vs. olarak.

Haşin gerçeklik deneyiminin ardından yaşanan hayal kırıklığı, Moritz von Schwind'in sıkça kullandığı temalardan birisi olmuş.

On dokuzuncu yüzyıl romanında işler değişir. Dikkat ederseniz, Stendhal'in Kızıl ve Siyah'ında olsun, Balzac'ın Goriot Baba'sında olsun, ve şu an aklıma gelmeyen başka klasiklerde, Sorel ve Rastignac gibi azimli gençlerin nasıl da sınıf atladığını, çabalayarak yükseldiğini görürüz.


Bereketli Hilal bölgesi, Akdeniz, Ege, Kuzey Afrika ile Güney Avrupa, tüm bu bölgeler o kadar birbirine yakın ve iç içe ki, buralarda ortaya çıkmış uygarlıkların birbirinden etkilenmemiş olması imkânsız.

Hıristiyan Roma'nın değişen ahlaki ölçütleri nedeniyle, eski Yunan heykellerinin yeniden-yapımlarında cinsel organlar budanıyor, hattâ kolları kopmuş bir heykele, Yunan heykeli sanki semavi bir dine mensupmuş gibi, dua etmek amacıyla semaya yönelmiş kollar eklenebiliyordu. Hepimizin gözünde ilk canlanan Yunan heykelleri, her ne kadar bedenin doğal hareketi içerisinde fotoğraflanmış, dondurulmuş gibi dursalar da, en eski Yunan heykellerini görme fırsatı bulunca anlaşılıyor ki, gayet sert, geometrik, kıvrımsız, adeta hazırolda duran yapılarıyla, bunlar, Mısır'daki öncülleri model alınarak yapılmıştı. 

Mısır, Yunan, Etrüsk, Roma, birbirini çok etkilemiş olmalı.

Tamer Ertangil.