27 Haziran 2014 Cuma

Filler, Uygarlar ve İlkeller


Fillere dair bir fıkra anlatacağım. Bir gün Milletler Cemiyeti toplanmış ve toplantıda fillere dair bir araştırma yapmak üzere karar alınmış. Aradan aylar geçtikten sonra yapılan ikinci toplantıda, her ülke, araştırma sonuçlarını birer rapor halinde paylaşmış. ABD birkaç sayfalık bir broşür sunmuş. Broşürün adı "Fillerin Küresel Ekonomideki Yeri" imiş. İngilizlerin hazırladığıysa, "Fildişinin Sömürgecilikteki Önemi" adında, küçük bir kitapmış. Fransızlar, "Fillerin Aşkları ve Cinsel Yaşamları" diye kalınca bir kitap yazmışlar. Nihayet Almanlar'a ne yaptıkları sorulduğunda, 12 ciltlik devasa bir eser koymuşlar masaya. Eserin adı şuymuş: "Fil Kavramına Giriş".

Bir Maori Şefi
1835 yılında, Yeni Zellanda'nın yerli halkı Maoriler, birkaç yüz adamla, adanın güneydoğusunda yer alan Chatham Adaları'na gittiler. Daha önce orada bulunmuş olan bir Maori'nin dediğine göre, Chatham Adaları'nın yerli halkı olan Morioriler savaş nedir bilmeyen, yabancılara karşı hoşgörülü bir halktı. Savaşçı Maorilerin, sayıca daha fazla olan Moriorileri yenmesi zor olmayacaktı. Avcı-toplayıcı bir yaşam süren, tarım yapmadıkları için ihtiyaç fazlası yiyecek üretip depolayamayan ve bu nedenle herkesin yemek bulma işiyle uğraştığı, dolayısıyla içlerinde zanaatkâr, savaşçı, bürokrat ve din adamı gibi kişilerin olmadığı Moriori halkı, Maorilerin adaya gelişiyle ilgili olarak kendi aralarında bir toplantı yaptı. Toplantıda, kaynakların paylaşılması ve Maorilerle barış içinde yaşanması kararı alındı. Sonuç tam bir felaket oldu. Morioriler tarafından direnişle karşılaşmayan Maoriler, korkunç bir katliam yaptı. Birkaç gün içinde tüm Morioriler öldürüldü, bir çoğu pişirilip yendi, esir alınanlar da daha sonra keyfi olarak öldürüldü. Bugün, Yeni Zellanda Ragbi takımının maçlar öncesinde yaptığı Haka Dansı'yla tanıdığımız Maoriler, bu korkunç olayı kültürlerine bağlıyor, o şekilde savunuyorlardı. Bir Maori şunları söylüyordu:

"Göreneklerimize göre el koyduk ve herkesi yakaladık. Tek bir kişi bile kaçamadı. Bazıları bizden kaçtı, onları öldürdük, ötekileri de öldürdük -n'olmuş yani? Bizim göreneğimiz buydu". -Tüfek, Mikrop ve Çelik, J. Diamond, s. 54.

Pizarro'nun Atahualpa'yı Esir Alışı
İspanyol fatih Fransisco Pizarro, günümüz Peru'sunun Cajamarca şehrinde karşılaştığı İnka ordusunu, 168 adamıyla yenilgiye uğratmış, İnka hükümdarı Atahualpa'yı esir almıştı. Yorgan gibi zırhları, sopaları ve çubuklarından başka bir şeyi olmayan onbinlerce İnka askerinin, tüfekleri, çelik zırhları, kılıçları ve atları olan 168 İspanyol'a direnmesi mümkün olmamıştı. Esir düşen Atahualpa, verdiği emirle 5 metre eninde, 7 metre boyunda ve 2,5 metre genişliğinde altını fidye olarak hazırlatıp Pizarro'ya verdiyse de, öldürülmekten kurtulamadı. Belki de tüfek, at, kılıç ve çelik zırhların yanı sıra, kurnazlıktan da yoksundu. Pizarro'nun adamları arasında yer alan iki kardeşinin İspanya'ya yazdığı mektupta şunlar yazılıydı:

"Doğuştan Kralımız ve Hükümdarımız, Roma Katolik İmparatorluğu'nun en korkusuz imparatorunun tebaası olan biz İspanyolların basireti, metaneti, askeri disiplini, zorlu mücadeleleri, tehlikelerle dolu deniz yolculukları ve çarpışmaları, inananların saadeti, inanmayanların kabusu olacaktır. (...) Tanrı'ya bu [zafer] bir övgüdür çünkü onlar yüce Tanrı'nın inayetiyle çok sayıda inanmayana kutsal Katolik inancını kabul ettirmiştir." -Tüfek, Mikrop ve Çelik, J. Diamond, ss. 73-74.


Tamer Ertangil.