15 Mayıs 2014 Perşembe

Soma Faciası'na Dair Üç Paragraf


Soma Faciası doğal bir afet değil. Deprem değil, sel değil, kasırga değil. Sorumluluk diye bir şey var. Bu nedenle, yapılacak eleştirilerin politik olmaması imkansız. "Bırakın yasımızı tutalım!" gibi ifadeler, eleştirileri boğmaya yönelik gibi duruyor. Kusura bakmasınlar ama 17 Ağustos 1999'da yaşanan depremde de herkes eleştirilerini yapıyordu. Mesele şu ya da bu yönetim kadrosu değil. Bu yüzden kimse bu kadar alıngan olmamalı. Politik söylemleri dillendirmek, hiçkimsenin tekelinde değil. Kaldı ki, yürütmenin başı olarak, 1862 yılında yaşanmış maden faciasını örneklendiririp bugünle kim kıyaslasa, anakronizme düşmüş olur ve insanlar buna güler, kızar, dalga geçer, eleştirir, protesto eder ya da susar. Bir şekilde tepki çekersin.

Birlik duygumuz yitmiş. Hatırlarım, bir-iki yıl önceydi. Maden işçilerinin çalışma şartlarının zorluğundan bahsetmiş, yeni yıla yerin -bilmemkaç metre- altında pasta keserek giren madencilerin görüntülerine değinmiştim. Muhatabım "iyi de onlar yüksek maaş alıyor ya!" deyip, kestirip atmıştı. Yeraltında, zor şartlarda uzun saatler boyunca çalışabilir, kire, toza maruz kalıp kömür karasına bulanmış hale gelebilir, hâtta canını verebilirdin. Arkandan "kader" deyip geçerlerdi. Bu kör talih nedense hep bizi bulurdu. Kör talih sözcüğünü Japonya'da yaşanan Tsunami için kullananı anlarım, ama madende yaşanan bir kaza için aynı nitelemeyi kullanmak zor. Beni korkutansa, "olur böyle şeyler" yaklaşımında olan insanların, bu ülkeye nükleer santral kurmak niyetinde olmaları. Düşündükçe ürpermemek elde değil.

Kader, alınyazısı, fıtrat, her neyse, tüm bunlar, insan iradesini göz ardı etmek niyetiyle kullanılan kavramlar. Tanrı, herhalde, kaşlarını çatıp aşağıya bakarak, "iyi işleri kendinize mâl ederken, kötülükleri, kendi hatalarınızı ve ihmalkârlığınızın sonuçlarını, kader diyerek bana mâl edecek kadar düşmüşsünüz" demiştir. 

Tamer Ertangil.