15 Nisan 2014 Salı

The Last Emperor (1987)



Son Çin İmparatoru, Kin Hanedanlığı'nın son hükümdarı Puyi'nin hayatını anlatan 1987 yapımı "The Last Emperor" ne muhteşem filmmiş... Bütün şaşasıyla hayranlık uyandıran geleneksel eski-dünya seçkinciliğinin vardığı yozlaşma: Sarayda 1200 aşçı, 3000 hadım hizmetli ve binlerce başka insanı çalıştırmak. Yerleşik feodal düzenin sürmesi için her türlü yeniliğe ayak direyen geleneksel unsurlara karşılık kendisini dayatan modernite. Bisikleti bile gereksiz bir yenilik olarak gören ve ona burun kıvıran tutucu havasın görmezden geldiği yeni-dünya gerçekleri: Kar amaçlı üretim, hızlı ulaşım, sanayileşme, modern ordu ve yalınlık. Bu şartlar altında, modernleşme zorunluluğunu yadsıyan debdebeli imparatorlukların ayakta kalma şansları yoktu. Sonuç: Adacıklarında yalıtık kalmış, hayali hep büyük Japon İmparatorluğu'nu kurmak olan ve bu hayalini Çin'in Mançurya bölgesini ilhak ederek gerçekleştirmeyi hedefleyen modern Japonya tarafından işgal edilmek. Sovyetlerin yardımına muhtaç olmak. Ve nihayet tarihin tekerine yetişebilmek için devlet eliyle alabildiğine hızlı bir sanayileşme ve sermaye birikimi sürecine girilmesi: Yani Mao Zedung'un iktidarı. Filmin güzel yanı eksileriyle-artılarıyla her iki rejimi olduğu gibi yansıtmış olması. İmparator Puyi'ye gelirsek, bazen onu anlayabilsek de, tahtını korumak uğruna işgalci Japonlarla işbirliği yapmış olması affedilmez bir hata. Sanıyorum, ülkesinde hala affedilmemiştir.

Bugüne dek dünyaya Avrupa ve Kuzey Amerika yön verdi. Tarihin trenini yakalamakta geciken uluslar, baskıcı rejimler altında hızla sanayileşerek treni yakaladı. Bu minvalde, Soçi Kış Olimpiyatları'nın açılış töreninde, Rusya'nın kendi Sovyet geçmişini sanayi devrimi olarak nitelendirmiş olması anlamlıdır. Bugün şartlar eşitlendi denebilir. Artık her yer yeni-dünya olduğuna göre, asıl mesele gelecekte bizi nelerin beklediği. Üstelik bu kez dünyaya yön verecek olan merkez Avrupa veya Kuzey Amerika olmak zorunda değil.

Tamer.