1 Şubat 2014 Cumartesi

Bence Yasemin Kötü Bir İnsandı


Yasemin kötü bir insandı bence. 

Blue Jasmine filmi kafa dağıtmak, rahatlamak için birebir. Woody Allen'ın birkaç filmini izlemiştim ve bu da sevdiğim filmlerinden biri oldu. Gerçi amacım filmi izlemenizi teşvik etmek değil, kendi değerlendirmelerimi paylaşmak ama yine de aşağıda yazdıklarımı filmi izlememiş olanlar okumasın. Tanıdık, bildik bir konu da olsa belki filmleri senaryosundan habersiz izlemeyi seviyorsunuzdur. Zevkinizi berbat etmek istemem.

Filmde Jasmine'i anlamamız, yaptıklarını anlayışla karşılamamız beklentisi yaratılıyorsa da, tüm empati çabalarımızı bir yerden sonra askıya almak zorunda kalıyoruz. Asla öyle olmadığı halde kendini üst tabakaya ait gören, zengin koca bulunca son sınıfta üniversiteyi terk etmiş, mücevherat, pahalı kıyafet ve çantaları hayatının merkezine koyan, alt tabakayı hor görüp, akrabası dahi olsa onlarla ilişki kurmak istemeyen, ama parasız-pulsuz kalınca yoksul ve taşralı kız kardeşine yük olmaktan da geri durmayan ve üstelik onun da huzurunu bozan, çalışmak zorunda kalınca iş beğenmeyen, kocası vergi kaçırırken, dolandırıcılık yaparken bunları bildiği halde ses etmeyen ve "zengin iş adamının karısı" olarak vitrin süsü görevi görmekten öte en fazla hayır derneklerine bağışlar yapan, pilates ve yoga ile meşgul, üst tabakaya evinde davetler veren, kocası onca kadınla beraber olurken bilinçli ya da bilinçsiz bunu bastıran, görmezden gelen, fakat o kadınlardan biriyle evlenmek, dolayısıyla kendisinden boşanmak istediğini söylediğinde kocasını FBI'a ispiyonlayan, kibirli, hazırcı, tamahkâr, müşkülpesent bir karakter. Ha, bir de zayıf.

Tam da zayıf karakterli olduğu için tek başına ayakta kalamıyor. Hapları şeker gibi birbiri ardına atıyor ağzına -morali bozuldukça. Sürekli "bir kadeh içkiye ihtiyacı" oluyor. Birazcık üzüldüysem onun adına, sırf bu güçsüzlüğü nedeniyledir. Ama Jasmine gibi birisinin panzehiri üvey oğlu -gerçekleri hiç esirgemeksizin suratına tokat gibi çarpan, ikinci el gitar satıp tamir ettiği bir dükkan açıp, aile kurup, kendi ayakları üstünde duran, yaşadığı mali çöküşü kabullenebilmiş, yaşı genç ama kendisi olgun bir karakter. Jasmine'e kendisinden uzak durmasını, onun da huzurunu bozmasına izin vermeyeceğini söylüyor.

Bir yanda asla mutlu olamayan, bitimsiz açgözlülüğünün yarattığı arzuların denizinde boğulmamak için ilaçlardan medet uman, diğer yanda ise kanaatkâr, sevdiği insanla yediği bir dilim pizza ile dahi mutluluğu yakalayabilmiş, kimseye yük olmayan, kendisiyle barışık insanlar.

Günümüzde herkes iyi. Yani kimse için "kötü bir insan" denilemez oldu. "Aslında iyi birisidir", "özünde iyidir" gibi sözler pek bir revaçta. Bence kötüye kötü diyebilmek gerekir. Ayinesi iştir kişinin. Forrest Gump filminde "aptal, aptallık yapandır" diye bir söz vardı. Ne kadar da doğru. Ne yapıyorsan osundur. Birisi IMDB'de "Jasmine'den nefret mi ettiniz, yoksa onun için üzüldünüz mü?" diye sormuş. Nefret etmedim, hatta onun için üzüldüm bile denebilir. Ama iyilik yapanlara iyi insan diyebildiğimiz gibi Jasmine'in kötü bir insan olduğunu da rahatlıkla söyleyebilmeliyiz. Buradan bizde nefret duygusunun zorunlu olarak uyanması sonucu çıkmaz.

İyi seyirler,

Tamer Ertangil

Facebook üzerindeki tartışmalardan ek:

Kendi adıma söyleyeyim, bir kitap ya da filmdeki olaylara dair önbilgim olduğunda daha hevesli oluyorum. Hele film simgeselse izlemeden önce olsun, sonra olsun, hakkında bir şeyler okumak hoşuma gider. Albert Camus'nün Yabancı'sı var ya mesela, o romanı bilmeyen yoktur ama gene de insanlar gider, alır, okur. Bir eserin kişi üzerindeki izlenimleri farklılık gösterebiliyor. O yüzden ben spoiler meselesinden emin olamıyorum. Spoiler nerede başlar nerede biter net değil. Bence spoiler şu tip filmlerde söz konusu: Altıncı His gibi, hani yalnızca sonunda ortaya çıkan olay ile bütün filmin açıklandığı film ya da kitaplar. Birisi "ya adam da ölüymüş, hayaletmiş meğerse" derse bak o zaman spoiler oluyor gerçekten de. Ama Amelie filmini düşün mesela. Hakkında tonla şey de okunmuş olsa bence kişi gider o filmi gene de izler.

Oo, bir de en sevdiğim şey bir kitabın filminin çevrilmesi, komple spoiler. Süskind'in Koku'sunu okumuştum, sonra filmi çıktı mesela, bayıla bayıla izledim.