24 Ocak 2014 Cuma

Hayat Zor ama Güzel


Az önce sardalya yedim. Bol tuzlu, limonsuz, mısır ununa bulanmış ve tavada. Kış geceleri, yemekten birkaç saat sonra portakal yemeye bayılırım. Kahvaltı yapmayı çok severim. Okulda teneffüslerde içilen çayın tadı bir başkadır. Biraz somut oldu ama sırf bunlar için bile yaşanır. Hayat zor ama güzel.

Bugün karneleri dağıttık. Ağlayan öğrencilerim vardı. Ben de üzüldüm -ne yalan söyleyeyim. Öte yandan çocukların güçlü olması gerek. Hayal kırıklıkları yaşayacaklar, sevdikleri insanlar zamanlı ya da zamansız hayata veda edecek, başarısızlıklıkları da tadacaklar, beklentileri boş çıkacak, bazen beklenti çıtasını aşağı çekecekler. Üzgünüm ama hayat daima kusursuz ilerlemiyor. Televizyon ekranlarında eğlence programlarına boğulmuş, kısa yoldan ünlü ve zengin olabileceklerine inandırılmış halde, anne-babaların ve öğretmenlerin hoşgörüsüyle yetişmekten ötürü sokağın ve iş hayatının acımasızlıklarından bihaber, adeta sırça bir psikolojiye sahip, dokunduğun anda kırılan çocuklar. 

Dövüş Kulübü adlı kitabında Chuck Palahniuk şöyle der: "Biz televizyon izleyerek, milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük ama olamayacağız. Hepimiz heba oluyoruz. Bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor ya da beyaz yakalı köle olmuş. Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşindeyiz. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıyor, gereksiz şeyler alıyoruz. Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir amacımız yok; ne büyük savaş ne de büyük bir buhran yaşadık. Bizim savaşımız ruhani savaş. Ve bunalımımız kendi hayatlarımız..." Belki bu alıntı çok karamsar; gelgelelim, sahip olduğu doğruluk payı inkar edilemez. "Yetenek Sizsiniz", "O Ses Türkiye" ve benzeri programları izleyerek büyüyen, ama okulda İngilizce ile, Fen ile, Matematik ile başı belada olan çocuklar. Kolayca "köşeyi döneceklerine" ve popüler olacaklarına inanan, bilinçaltlarına bu inancın ilmek ilmek işlendiği ve fakat gerçek hayatın zorluğuyla yüzleşince kırılıveren gençler.

Üzgünüm, ama kimse günümüz dünyasında içinizdeki dünyanın ne kadar engin olduğunu keşfetmek derdinde değil. Kendinizi ortaya koymadığınız, mücadele etmediğiniz, tırnaklarınızla kazımadığınız, kısacası çalışmadığınız sürece, çocukluk ve ilk gençlik döneminde anne-baba ve öğretmenin hoşgörü ve sabrı bir yere kadar taşıyabilir sizleri. Ardından yüksek öğrenim ve daha kötüsü iş hayatı ile tanışırsınız ve o hoşgörünün patron tarafından gösterilmediğini, "kapıda bekleyen onlarca işsiz" olduğunu, yeri doldurulamayacak olmadığınızı, biricik olmadığınızı öğrenirsiniz.

Hayat zor gerçekten de, keşke tüm öğrencilerin tüm notları 100 olsa, keşke hepsi takdir alsa, ama hayat zor.

Yine de güzel. 
Tamer Ertangil.