19 Ocak 2014 Pazar

Günümüzün "Moda" Yargıları

Sorgulanamayan yargılar var günümüzde. 

(1) Mesela bütün medya Doğu Karadeniz insanına yalakalık yapmak zorundadır. Oraya gidilir, o insanların dünyanın en doğal, en hakiki, en dolaysız insanları olduğu vurgusu muhakkak yapılır. Yöre insanı asla eleştirilmez, hep yüceltilir. Son dönemlerde bunun modası biraz geçmiş olsa da hala tortuları mevcut. Bir tek Ayhan Sicimoğlu güzel ayar vermişti. Rize'nin dağlarına çıkarken otomobili durdurup "işte muhteşem doğa manzarası" demiş, ardından kamera açısını değiştirmiş, insanların yerlere attığı çöpleri göstermiş ve "atmayın kardeşim şunları yere!" diye kızmıştı. Medyada ilk kez böyle bir şey görmüştüm. Bana sorarsanız Doğu Karadeniz homojen değildir. Mesela Giresun'u ve Artvin'i çok sevmiştim. Trabzon'u da sevmiştim -fena değildi ama Rize'yi hiç sevmemiştim. Motosikletle gezerken Rize'de adamı dövecek gibi bakıyorlardı (Gerçi saldırıyorlar da zaten, ara ara görüyoruz televizyonda. Mesela bir sendika basın açıklaması yaptı, toplasan 20 kişi etmez, adamlar saldırdı direkt. Ama -haşa- onları eleştiremezsin, bu kutsallık nereden geliyor bilmem.) 

(2) Soba ve kestane ilişkisi var bir de. Her kış geldiğinde soba yüceltimi başlar. Aman ne güzeldir soba, ne otantiktir, nerededir o eski güzel günler? Şimdi soba olsa da bir de üstünde kestane kavrulsa ne güzel olurdur. Vallahi yıllarca soba kullanmış birisi olarak diyebilirim ki soba yakmak canın istediğinde güzeldir fakat sürekli kullanımda bıktırır. Ayrıca genellikle soba kullanan kesim daha dar gelirli olduğu için kestane filan da almaz. Bir avuç kestane bile gayet pahalıdır Türkiye'de. Parası olan da zaten çok büyük ihtimalle doğalgazlı, kombili bir evde oturuyordur.

(3) Her fotoğrafta illa ki çay ve çay bardağı olmalıdır. Son zamanlarda çaya düzülen övgüler, uğruna yazılan dizeler bir hayli revaçta. Bunu içkilerin günümüzün muhafazakar atmosferinde meşru sayılmamasıyla alakalı görüyorum. Buz gibi bir bira şişesinin ya da bir şarap kadehinin fotoğrafını paylaşmazlar; çünkü şu klişe söylene söylene beynimize yerleşmiştir: "İçki, sigara, uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklar". Zararlı alışkanlık derken? Uyuşturucu maddelerle içkiyi aynı cümlede yan yana yazmak, onları aynı kefeye koymak tuhaf. Yeşilaycı zihniyetin yerleştirdiği bir kafa bulanıklığı. Ölçülü kullanıldığı vakit, örneğin bir iki kadeh şarabın kan dolaşımına iyi geldiği bilinir. Bira dediğin şey arpadan yapılmadır, tıpkı boza gibi, gayet besleyicidir. Öyle haftada bir kere film izlerken yaptığım keyiftir mesela, vücuda ise zararı değil faydası vardır. Uyuşturucu maddeyle, hatta -bağımlılık yaptığı aşikar olan- sigarayla bunu aynı kefeye koymak gülünç kaçıyor. Sigarayı her daim, her fırsatta içebilirsin, kolaydır ve bağımlılık yapar çünkü ama içki yalnızca ortamında içilir. İçkiyle değil alkolizmle mücadele etmek gerekir. Her neyse. Hal böyleyken varsa yoksa çay bardağı fotoğrafı çek, paylaş, yücelt babam yücelt, oh çay, iyi ki varsın, bana bir çay demle sevgilim, filan, nasıl olsa kimse bir şey demiyor. Biz de severiz çayı ama abartmaya gerek yok. 

(4) Bitkisel ürünlerin yüceltilmesi; (5) organik gıdanın yüceltilmesi; (6) demokrasi adı altında el kaldırıp indirmenin yüceltilmesi; (7) ... bu böyle gider de üşendim şimdi.

Tamer.