15 Aralık 2013 Pazar

Yerleşik Görüşlere Alternatif Komplo Teorileri


Son 10-12 yıldır komplo teorilerine karşı popüler bir ilgi var. Bir olgu ya da olguya ilişkin yerleşik görüş reddediliyor. Reddedilmekle kalınmıyor, o egemen görüşün aslında insanlara zarar vermek, onların sonunu getirmek için ortaya çıktığı savunuluyor. Yerleşik uygulamayı destekleyenlerin bir komplo içerisinde olduğu iddia ediliyor. Sonra "işin aslının" farkında olduğunu iddia eden uzmanlar televizyona çıkıp mümkün olduğunca yüksek sesle bu düşüncelerini dillendiriyor. Doğum kontrolu önlemlerinin aslında Türk halkının soyunu kurutmak için çıkartıldığı ya da kanserojen maddeler içeren gıda ürünlerinin bilerek bize yedirildiği gibi. Ay'a aslında hiç gidilmediği, Sahra çölünde çekilen görüntülerin bize Ay'da çekilmiş gibi yedirildiği savunuluyor. "Olayın aslı öyle değil, benim dediğim gibi, üstelik benim dediğimin aksini savunanlar size karşı yürütülen bir komplonun içerisindeler" deniyor. Bu düşünceleri çürütüldüğünde ise sessizce bir kenara çekiliyorlar. Tavuklara antibiyotik veriliyor diyen bir alternatif tıpçının bu iddiası çürütüldüğünde sessizce kenara çekilmesinde olduğu gibi.


Herhangi bir konuda, örneğin yediğimiz yumurtaların zararlı olduğuna dair bir görüşünüz varsa önce bunu bilimsel bir makale olarak hakemli bir dergide yayınlamanız, bilim çevrelerine görüşünüzü kabul ettirmeniz gerekir. Henüz nesnelliği kanıtlanmamış, öznel bir kanaat düzeyinde kalmış olan düşünceleri televizyonda, halkın karşısında savunmak olsa olsa kafa karışıklığına yol açar. Birisi çıkıp "aslında ıspanağın faydası yok", "vitamin hapları işe yaramaz", "kolestrol diye bir şey yoktur", "aslında Ay'a ayak basılmadı", "mikrodalga fırın kanser yapar", "kablosuz teknolojiler kanser yapar", "tavuklara et yapsın diye antibiyotik veriliyor" diyorsa, hatta tarihçinin biri çıkıp resmi tarihi eleştirmek adı altında kendi görüşlerini değer yargılarıyla karıştırıp sunuyorsa, orada dur demeliyiz. Bir hipoteziniz varsa bunu kanıtlayın, bir makale yazın, hakemli bir dergide yayınlayın, bunların hiçbirini yapmadan "araştırmacı-gazeteci" sıfatıyla çıkıp televizyonda bas bas bağırmakla ancak milletin kafasını karıştırmış olursunuz.

Tamer.

Ek: Aklıma ne geldi: Roma İmparatorluğu zamanında akıl hastalarına ceviz yedirilirmiş; çünkü ceviz beyne benzediğinden beyni geliştirdiğine inanılırmış. Bunu çıkmış bir profesör söylüyor ekranda, ceviz yeyin diyor. İyi güzel de Roma'lıların öyle inanıyor olması bilimsel bir kanıt teşkil etmez. Gerçekten de cevizin "beyne iyi geldiği (bu ifade de sorunlu)" laboratuar çalışmalarıyla, uzun süreli bir çalışmanın sonucunda deneklerde görülen gelişmeyle kanıtlanırsa, o zaman tavsiye edersin. Roma'lılar öyle inanıyor diye değil.

Ek 2: Mesela bunların yaptığına benzer bir "teori" atayım ortaya: Çay yararlı değil, bilakis zararlıdır. Hatta kanser yapar. Üstelik bir devlet kurumu olan Çaykur, yıllardır yurttaşlarımızı çaya alıştırmıştır. İçine kattığı x maddesi bağımlılık yapma özelliğine sahiptir. Bu yüzden Türk insanı çaya adeta bağımlıdır. Bilinçli bir tertibin, bir komplonun içerisindeyiz. Çay tüketimine hayır! (Alın size mis gibi teori. Çıkıp bunu televizyonda deseler ertesi gün yurttaşlar "aslında çay öyle değilmiş, böyleymiş" diye konuşmaya başlar.)