5 Aralık 2013 Perşembe

Plastik Sanatların Hal-i Pürmelali.


Tarihin tekeri döndükçe insanlık mimari ve heykel sanatlarında geriledi. Artık mimarinin yerini inşaat aldı. Heykel denince ise büstler akla geliyor. 


Türkiye özelinde plastik sanatlara bakacak olursak, durum biraz daha bize özel. Göçebe topluluklarda görsel değil fakat sözlü kültür gelişir. Tüm Ortadoğu ve Orta Asya halkları göçebe geçmişlerinden mütevellit mimariye ve plastik sanatlara önem vermediler. Bunlar için yerleşik hayata geçmek gerekiyordu. Buna karşın bir hayli gelişmiş bir sözlü kültür birikimi oldu. Halk masalları, halk ozanları, fıkralar, meseller, vb. Köroğlu, Leyla ile Mecnun, Nasreddin Hoca, vs. Kolektif bilinçdışının etkisi büyüktür ve bu nedenle yerleşik hayata geçildikten sonra dahi kökenlerin etkisinin ortadan kalktığı söylenemez -illa ki bazı tortular kalır. Üstüne bir de İslamiyette resim ve heykel sanatlarının yasak olması, hadi yasak olması demeyelim de, arasının pek de iyi olmaması, üstüne de ahlakın müstehcenlikle eş tutulup ona indirgenmesi eklenince bu topraklarda sözlü kültürün ağırlığı gitgide arttı. Müzik hep sevildi. Yirmi yaşında bir bağlama üstadı çalgısını eline aldığında ellerindeki ikibin yıllık birikim bağlamanın tellerine yansıdı. Nuri Bilge Ceylan gibi yönetmenlerin görsele ağırlık veren ve az söz barındıran filmleri bir türlü tutulmazken Avrupa'da ödüller alıp durdu.

Zamanın ilerlemesi her alanda ilerlemek anlamına gelmiyor. Piramitlere ya da antik Yunan heykellerine bakıp, "insanlar o yıllarda bunları yapmayı nasıl başarmış?" diye sormak anlamsız görünüyor. Bu soru doğru değil; zira zamanın ilerlemesiyle sanatların ilerlemesinin birbirine paralel olduğunu varsayıyor. Bu iki konuda insanlığın gerilediğine kuşku yok. Platon'un, Aristoteles'in metinlerini okudukça, Leonardo Da Vinci gibi tarihin önemli isimlerine baktıkça günümüzde uzmanlaşma adı altında bir basitleşmeye gidildiğinin farkına daha da varılıyor. Eski zamanların "komple" alimleri günümüzde ortaya çıkmıyor. Bir biyolog, kendisini biyolojinin belirli bir alanıyla sınırlıyor. Bir heykeltraş kendisini heykel sanatıyla sınırlıyor ve buna rağmen iki bin yıl önce yapılan heykellerle aynı nitelikle bir ürün ortaya koyamıyor. Felsefe, mantık, geometri, matematik, müzik, fizik, biyoloji vs. alanların tümüne hakim ve tümünde ürünler ortaya koyan Aristoteles gibi bir filozof ortaya çıkmıyor. Resim, heykel, mimari, müzik, anatomi, matematik, jeoloji, haritacılık, botanik vs. alanların tümüne hakim ve tümünde ürünler veren Leonardo Da Vinci gibi bir alime rastlamıyoruz. Bugün çok fazla bilgi dolaşımda olsa da tüm bu bilgiler ya bir veri yığını ya da "hap" şeklinde olduğundan ya insan ömrü okumaya yetmiyor ya da yüzeysel bilgiler edinilmesine imkan veriyor. Bir bilgi kirliliği olduğuna kuşku yok. Bu denli uzmanlaşmaya, milyon tane makaleye ve yapılan laboratuar çalışmalarıan rağmen kansere çare bulunamamasını düşünün örneğin.

Kafamdan geçenleri bir süredir açmak istiyordum, iyi oldu.

Herkese selam,
Tamer Ertangil.