18 Kasım 2013 Pazartesi

Romanya İzlenimleri

Temeşvar Metropolitan Ortodoks Katedrali
İş gereği beş günlüğüne Romanya'ya gittim. Romanya dediysem, başkenti Bükreş'ten değil fakat batıda, Macaristan sınırına yakın Cimpani adında, kasaba da sayılabilecek boyutlarda bir köyden bahsediyorum. Öncelikle Rumenlerin konukseverlikte son derece ileri bir aşamayı temsil ettiklerini söyleyebilirim. Yedi ülkenin öğretmen ve öğrencilerinden oluşan ekiplerinin tümü tek bir otobüs ile Budapeşte'den Cimpani'ye geleceklerdi ve bazı grupların buluşma noktası yerine başka yerlere gitmiş olması aksamalara neden olunca hedef noktasına sabahın ikisinde vardık. Buna rağmen öğrenciler, veliler ve öğretmenler hala okulda bekliyordu ve o saatte ellerinde ekmeklerle bizi karşıladıklarına -ne yalan söyleyeyim- gözlerim doldu. Folklorik kıyafetleri içerisinde bir kız ve erkek çocuğu, ellerindeki tepsilerde dilimlenmiş birer ekmek taşıyor ve konuklara ikram ediyordu. Sanırım uzak yoldan gelen insanlara ekmek sunmak bir gelenek.

Sabahın ikisi olmasına rağmen ikramların ardı arkası kesilmedi. Bu ikramlardan birisi de "Palinka" dedikleri yöresel ve sert bir içkiydi. Önce ballı votka sandığım bu içkide bal yokmuş fakat şeker varmış. Transilvanya ve Macaristan, daha genel bir ifadeyle Karpat havzası dahilindeki bölgelerde yaygınmış. Hediye olarak verdikleri palinkayı ise evime misafir geldiğinde ikram ederim artık. 

Cimpani ile Temeşvar arası dört buçuk saat sürüyor. Yine de buna değer; çünkü Temeşvar çok güzel bir şehir. Benim hatırladığım iki ayrı kent meydanı vardı. Tarih boyunca sürekli işgal edilmiş ve el değiştirmiş olduğu için meydanlarda yapılan binalar farklı mimari akımları ve farklı ulusal kimlikleri temsil ediyordu. Özellikle bir meydandan söz etmek isterim: Bir yanda Almanların, diğer yanda Macarların yaptığı gösterişli binalar, bir yanda komünizm döneminde yapılan ve kibrit kutusu tabir edilen sade ve gösterişsiz binalar, bir yanda ise "hep işgalciler kendi binalarını dikti, bu kez biz kendimize özgü bir bina dikelim" diyen Rumenlerin yaptığı Ortodoks katedral. Bu denli heterojen bir şehir Temeşvar ve bugün hala on sekiz etnik ve dini grup bu şehirde yaşamaya devam ediyor. Ev sahibimize bu farklı etnik grupların karışık halde mi yoksa ayrı mahallelerde mi yaşadığını sorduğumda "karışık halde yaşıyorlar" dedi. Her işgalci tam da kentin meydanına kendi simgesini inşa etmişse de, bugün bu güçler mücadelesi görmezden geliniyor gibi geldi bana. Farklılıklarımız zenginliğimizdir yaklaşımı egemen olmuş durumda ve umarım bu sadece görünüşte olan değil, gerçek olandır.

Romanya'nın yüzölçümü büyük sayılabilir. Nüfusu 19,5 milyon civarı -az sayılmaz. Üstüne üstlük çok geniş ovalara sahipler. Uydudan bakacak olursanız, güney balkanların hep dağlık, Romanya'nınsa düzlük olduğunu görürsünüz. Sahip olduğı nüfus ve dolayısıyla işgücü ile o geniş topraklarını bir arada düşündüğümüzde, önümüzdeki yıllarda Romanya'nın genel itibariyle zenginleşeceğini öngörebiliriz.

Denk geldikçe insanlara Çavuşesku dönemini sordum. Genel yaklaşım şu şekilde: Komünizm ilk zamanlar iyiydi, Çavuşesku'nun da ilk dönemleri iyiydi, sonrasında yozlaşma başladı, karısı baskın karakterdi ve onu yönetiyordu. Bir kadın "komünizm varken sokakta dilenci yoktu, herkes iş sahibiydi, yollar kaymak gibi pürüzsüzdü, şimdi şu yolların haline bakın!" gibi sözler etti. Hep güllük gülistanlık bir tablo çizmediler elbette. Örneğin özellikle Çavuşesku'nun son zamanlarında yapılan kısıntılardan da söz ettiler. Her ailenin hangi gıda maddesinden kaç gram alacağının önceden belirlendiğini ve bu oranın git gide düştüğünü de ifade ettiler.

Bir devre bakarken eksilerini de artılarını da görmek, mümkün olduğunca tarafsız bakmak gerek.

Umarım bu güzel ülkeye yolunuz düşer,
Tamer Ertangil.