15 Aralık 2012 Cumartesi

Zeki Demirkubuz - Kıskanmak

Kıskanmak (2009) - Zeki Demirkubuz
Kıskanmak, Nahid Sırrı Örik‘in aynı adlı romanından uyarlanarak, Zeki Demirkubuz tarafından çekilmiş bir film.

Zeki Demirkubuz’un bu romanı senaryolaştırması tesadüf olmasa gerek, zira her filminde olduğu gibi insanın karanlık yönlerine, insan doğasındaki iyilikler kadar kötülüklere, çirkinliklere odaklanmış yine.

Filmi izlerken ilk anda çirkin ve sönük bir hayatı haiz olan Seniha’nın, güzel ve hayat dolu olan, ancak tutkularını da denetim altında tutmaktan aciz Mükerrem’i kıskandığını düşünüyorsunuz. Aslında pek de yanılıyor sayılmazsınız, ancak filmde esasen mükerrem’in görümcesi Seniha, abisini, yani mükerrem’in kocasını kıskanır.

Film bu kıskançlığın nedenlerini, geçmişini pek fazla vurgulamaz, açıkça gözümüze sokmaz, ancak yinede Seniha’nın zaman zaman abisinin çocukluk fotoğraflarına attığı bakışlarda ve bir yerde mükerrem’e içini dökerken, evleneceği adamı inzibatlara ihbar eden abisinden yakındığında, abisine karşı beslediği, biriktirdiği hınç duygusunun kökenlerini az çok anlıyoruz. Yine abisi bir gün işten döndüğünde karısı mükerrem’e “ben yokken şımartma şunu" der Seniha için… hep ezmiştir Seniha’yı, her zaman önünü kesmiş, onun tüm olanaklarını kısıtlamıştır. Bu bakımdan filmin 1930’lar zonguldak’ında geçtiğini de hatırlatmakta yarar var, çünkü her ne kadar balolar düzenlense, kadınlar sosyal hayatın içerisine dahil edilse ve görünüşte modern bir yaşam tarzı ile yaşıyorlar gibi görünse de, aslında gayet geleneksel bir aile yapısı muhafaza edilmekte, erkek mutlak otorite olarak görünmektedir. Bu nedenle tüm o "şık" giyimli kadınlar, tüm o balolar ve danslar salt zevahiri kurtarmaktan ibaret birer maskedir. Kendisini dışarı nasıl gösterirse göstersin, türk toplumu özünde yine aynıdır, öyle binlerce yıl ile kolektif bilinçdışına, ya da alt-beyine, her ne derseniz deyin, ilmek ilmek işlenmiş olan kadınlık ve erkeklik rolleri kolay kolay değişmez.

Yine de Seniha’nın mutlak bir otorite ile abisine bağlı olduğunu unutmamak gerekir. Aynı şekilde mükerrem de kocasının otoritesine mutlak bir şekilde tabidir, itiraz etmez, direnmez. Aralarındaki tek sohbet konusu ise “bugün tatlılardan ne var?" kabilinden sorulardır, yemek sofrasında sorulan.

Tam da bu nedenle mükerrem aldatır zaten kocasını, zira tutkularının önüne geçemediğini, bu konuda zaaflarının olduğunu söylemiştim. Üstelik aşık olduğu genci filmin başında baloda gördüğünde beğenmediğini ifade eder diğer kadınlara. Tabi dil bu, kemiği yok, söylenene güven olmaz, çünkü insanın içinden neler geçer, bilinçdışında neler dolanır, arzu ve irade neye yönelir, bazen bunları insan kendisi bile bilemez. Bildiği halde kabul etmediği de olur.

Aslında kıskanmak iki türlü gibidir sanki. Bir kere insan sevdiğini kıskanır, hani şu “seni saran kemerden belini kıskanırım" sözünde olduğu gibi, her ne kadar bu biraz uç bir örnek olsa da, insan öncelikle sevdiğini kıskanır, onu kimselerle paylaşmak istemez, onun üzerinde başkalarının gözlerinin dolaşmasını istemez.

Bir de güzelliğinden, zenginliğinden, toplumsal statüsünden ve gördüğü saygıdan ötürü kıskanılan insanlar vardır; tam da bu özelliklere sahip olmayan, çirkin, yoksul ve itibarsız olan insan kıskanacaktır diğerini, kıskanmakla kalmayacak, hınç biriktirecek, intikam planları yapmaya başlayacaktır.

İşte bu filmde iki türlü kıskanma fiili var, yanı sıra hınç, öfke, intikam var. Tüm fiiller iç içe geçmiş gibi. Bazı hallerde empati kurabiliyorsunuz karakter ile, bazen anlayamıyorsunuz onu, çünkü dediğim gibi, insanın doğası safi iyilikten ibaret değildir, Zeki Demirkubuz da bunu bize muhteşem bir şekilde gösteriyor.

Hani intikam soğuk yenen bir yemektir derler ya, Seniha öylesine sakin, öylesine donuk, öylesine planlıdır ki, insanın izlerken bile kanı donar. Yüzündeki çirkinlik, özündeki çirkinliğin bir tezahürüdür adeta. Filmin sonunda kendi kendisine abisi eğer kendisinden önce ölürse, ancak o zaman içindeki kötülüklerin bir nihayete ereceğini itiraf eder.

Filmde çirkin Seniha, güzeller güzeli Mükerrem’i kıskanır, yine aynı Seniha, maden mühendisi olan abisini kıskanır; abi, karısı mükerrem’i kıskanır ve tam da bu nedenle filmin kopma noktasına imzasını atar (söylemeyeyim artık o kadarını); mükerrem, kocasını aldattığı zengin genç Nuzhet’i başka kadınlardan kıskanır, herkes birbirini bir şekilde kıskanır. Ancak filmin adını yine de “kıskanmak" koymak insanın içine sinmiyor, ben olsaydım bu filme intikam adını koyardım, hınç adını koyardım ya da, ne bileyim.

Tüm kapılar kapalıdır Seniha için, film boyunca kapılar açılır ve kapanır, sürekli, ancak hiçbir kapı açık değildir, ne de kendiliğinden açılır. Seniha çirkindir, evde kalmıştır, abisi tarafından ezilmiştir, sıkıcı ve sönük bir hayatı vardır. Kapıların kapalı olması onun imkanlarının kısıtlı olmasına göndermede bulunur gibiyken, Seniha içinden abisinin ölmesini istediğini geçirir ki tam da o anda bir kapı kendiliğinden açılır.

Ancak o zaman nefreti dinecek, öfkesi kendisini terk edecektir.

Edecek midir? Bana kalırsa orası da kesin değil.

Kıskanmak’ı, Nuri Bilge Ceylan‘ın Üç Maymun filmine de benzetmedim değil. Eğer bunu beğenirseniz, Üç Maymun’u da izleyin derim. İyi seyirler.

Tamer Ertangil.