14 Kasım 2012 Çarşamba

Yapay Zeka Üzerine Bir Değini

Yapay Zeka Üzerine
"Yazında rastlanan bir örnek bir gerece beş yaşında bir çocuk kadar başarıyla lego oynatan bir uygulamadır: bir ‘görme’ bileşeni, bir de ‘kolu’ vardır. Önce kullanabileceği lego parçaları tanıtılır, görme bileşeni aracılığıyla, sonra önüne bir -iki boyutlu çizim verilir. Bu gereç deneme-yanılmaya da, başlarda epey çok, ama giderek azalan ölçüde, yer veren bir süreç içinde, önüne konan resmin resmettiği üç boyutlu yapıyı legolardan kurmaktadır. Birkaç yüz saat ‘deney’ edindikten sonra zeka bölümü 110 dolaylarında beş yaşlı insan yavrularından daha çabuk bitirmektedir çoğu yapıyı -önünde olmayan bir parça gerektiriyorsa plan figanı koyvermiyor yapay zeka, ‘şu parça yok’ iletisi verip o işe son veriyor. Bu bakımdan insan yavrularından çok daha zeki."

Harun Rızatepe, Anglo-sakson Felsefede Bilgi Görüşleri, s. 143.

"çıkarımlı sistemler uygulamalı kuramların denetlenmesinde yararlı olabilirler: eğer soyut sistemle uygulamalı kuram arasında yeterince yakın bir eşbiçimlilik varsa, soyut sistemde çıkarsanan sonuçların, uygulama alanında öncülleri sağlanan durumların belirmesi durumunda, çıkarsanan durumlarının uygulama alanındaki karşılıklarının da birlikte ortaya çıkmaları beklenir. Bu beklenti sık sık gerçekleşirse soyut sistemle uygulama alanının birlikte ele alınmasıyla bir yandan uygulama alanında güvenilir öndeyiler yapma fırsatı bulunur, öte yandan uygulama alanında gözlemlere başvurmadan, salt soyut kuram uygulama alanında yeni genellemeler bulmanın yöntemi olarak kullanılır. Öklides geometrisi ve newton mekaniği kullanılarak kepler astronomisine dayanılarak yapılan öngörülerin doğru çıktığının deney ve ölçümlerle saptanmasıyla kepler sisteminin bilimsel kredisinin epey artması, mill’in bu görüşünü esinlendirmiş olsa gerekir."

a.g.e., s. 35.

Özetle, kuram ve deney arasında birebir örtüşme ya da uyum olması halinde, deneye başvurmaksızın deney ile ilgili çıkarımlar yapmak mümkün. Sorun şu ki, bu bakımdan bilim makro ölçekte bir hayli ilerledi, yani gökbilim ve fizik gibi alanlarda. Gelgelelim, sosyal bilimler gibi insanı ilgilendiren, insan öznesini merkeze alan daha “mikro ölçekli" alanlarda bu denli bir örtüşme yakalamaktan çok uzaktayız. Arap baharı denen olguyu kim öngörebildi mesela?

Yine de sosyal bilimlerin ve psikolojinin de birgün fen bilimlerinde olduğu gibi başarılı öngörülerde bulunabilecek düzeye gelmesi en azından mümkün. Bunun örnekleri var en azından. İnsan söz konusu olduğunda devreye çok fazla parametre giriyor ve bu ciddi bir sorun gerçekten. İnsanı anlamak kolaylaştığı, insana ilişkin nitelikli bilgilerin arttığı, iradi kararları koşullayan parametrelerin daha fazla anlaşılması halinde yapay zeka çalışmalarında da koşut gelişmeler yaşanması mümkün.

İnsan, onun kararları ve davranışlarının öngörülmesi gibi konular doğrudan doğruya etikle de bağlantılı. Etik en zor felsefi disiplindir bana kalırsa. Herkesin etik üzerine atıp tuttuğu bir zamanda yaşıyoruz. Oysa değerleri temellendirmek çok zordur. Spinoza gibi filozoflar ise etik değerleri akılda temellendirmeye çalışmış, bunu adeta felsefi bir ütopya olarak görmüştür. Gelenek göreneklerle etiği temellendirmek ise birçok sakınca barındırıyor. Akıl, vicdan, gelenek-görenek, tanrı vb. Etik tartışmaları bu nedenle son derece çetrefil. Üzerine ciddiyetle eğilmeyi hak ediyor, üstünkörü değil…

Tamer Ertangil.