1 Mart 2013 Cuma

William Gibson ve Neuromancer Üzerine

Neuromancer - William Gibson
Neuromancer, William Gibson tarafından 1983 yılında yazılmış bir bilimkurgu klasiği.

Bu kitabın Dark City ve The Matrix gibi siberuzay kavramını irdeleyen filmleri esinlediği biliniyor. Hatta esinlemekten öte bir durum olduğu bile söylenebilir. Kitaptaki yapay zeka Wintermute, tıpkı The Matrix’te olduğu gibi Case’e telefon ile ulaşıyor. Eski bir hacker ve tam anlamıyla bir kaybeden olan Case sokakta yürürken, yanından geçtiği her kulübenin telefonlarını çaldırıyor ona ulaşabilmek için. The Matrix’ten beridir literatüre girmiş olan “fişini çekmek” fiili de kitapta mevcut: “Bir jakla, standart bir siberuzay paneline bağlanıp, gövdesinden ayrılmış olan bilincini, ortak bir halüsinasyon olan matrise gönderiyordu.” (s. 12) Kitapta Turing aynasızları olarak geçen ve adını Alan Turing’in düşünsel deneyinden alan yapay zekalar, siberuzayda değil fakat gerçekte varolan Zion şehri, Wintermute ile Neuromancer adlı iki yapay zekanın iyi ve kötüyü ve buna koşut olarak zihin ve bedeni temsil etmeleri, tüm bunlar genel olarak bakıldığında sonradan yapılmış bilimkurgu filmlerini, özellikle The Matrix’i hatırlatıyor.

Gibson, siberuzay için kitapta şunları söyletiyor: “Siberuzay. Her ulustan milyonlarca yasal kullanıcının, matematiksel kavramları öğrenen çocukların her gün yaşadığı, bilinç ve duyguyla ilerleyen istemdışı halüsinasyon… İnsan sistemindeki her bir bilgisayarın kayıtlarından yansıtılan verilerin grafiksel sunumu. Kavranamayacak bir karmaşıklık. Zihnin uzaysızlığında, ışık çizgileri; öbekler ve takımyıldızlar şeklinde düzenlenen veriler. Tıpkı şehrin ışıkları gibi, gitgide uzaklaşan…” (s. 80)

Siberuzay kavramını icat ederek bu kitapla literatüre kazandıran Gibson’ın, günümüzde internetin bu denli yaygın hale gelebileceğini öngörmüş olması kuvvetle muhtemel. Kitap o kadar ayrıntılara iniyor ve Gibson’ın daha 1980’li yılların başlarında konuya olan hakimiyeti ve öngörü gücü o kadar güçlü ki, henüz tüm öngörülerinin gerçekleşmediği bile söylenebilir.

Esasında siberuzay terimi 1990’larda daha revaçtaydı. Bunda etken internetin yeni yeni yaygınlaşmakta olması olduğu kadar, o dönemde internetin gerçekten de siber ya da sanal bir ortam sunuyor olmasıydı. ICQ ve daha da öncesinde IRC ortamlarında sohbet edenler bilirler: Herkes rumuz sahibiydi; internette gerçek kimliklerimizle yoktuk, hepimizin sanal kişilikleri vardı. Adeta “jaklarımızı” takıyor ve siberuzaya bağlanıyorduk. Şimdi ise her şey çok daha somutlaştı, Facebook üyeliklerimiz gerçek isimlerimizle, arkadaşlarımızın da çoğu zaten “gerçek” hayattan tanıdığımız kişiler.

Siberuzay ya da sanal âlem git gide sanallıktan çıkarken, bir Gutenberg galaksisine dönüştü.

Almanya’da Johannes Gutenberg (1398-1468) matbaanın ilk adımlarını attığında, yüzyıllar sonra basım-yayımın bugünkü duruma geleceğini herhalde öngörmemişti herhalde. Marshall Mcluhan, 1962 yılında piyasaya sürdüğü Gutenberg Galaksisi adlı kitabında, bu tabirle, matbaanın icadından beri basılmış kitapların tümüne göndermede bulunuyorduysa da, şimdi iş öyle bir hâl aldı ki, internet sayesinde artık Gutenberg Galaksisi diye fiili bir evrenin varolduğu söylenebilir –bir evren ki, onun sayesinde siz şu an bu yazdıklarımı okuyabiliyorsunuz.

Dünyadaki tüm bilgisayarların birbirine bağlanması anlamına gelen internet hali hazırda bir alt yapı sunarken, bir gün çok kapsamlı bir yazılım geliştirilip bir siberuzay yaratılabilirse ve gerçekten de o gün geldiğinde uykumuzda çeşitli implantasyonlar vasıtasıyla o siberuzayda dolaşabilir ve birbirimizle bağlantı kurabilirsek, o gün insanlık gerçekten ikinci bir insanlık, ikinci bir dünya yaratmış olacak. Zihnin bedenden bağımsızca varolmasını, yani Neuromancer’daki Wintermute gibi, bir beden olmaksızın salt zeka olarak yaşamasını olanaklı kılmak ise ölümlü insanoğlunun önündeki çözülmesi en zor sorun.

Belki de bu anlamda ölümsüzlük, yani zihnin ölümsüzlüğü, eski yaşantıların tümünün bir belleğe kaydedilip, klonlanan bedene yüklenmesiyle, ve her yeni beden öldüğünde yeni klona aynı işlemin yeniden yapılmasıyla, bir başka deyişle bir “x + 1” döngüsüyle sağlanabilir.

Neuromancer’i okurken henüz ilerlenecek çok yol olduğunu hissediliyor. Kitaptaki pekçok öngörünün gerçekleşmesi en azından olanaklı…
İyi okumalar,
Tamer.