8 Temmuz 2012 Pazar

Vivre Sa Vie - Jean-Luc Godard Üzerine

Vivre Sa Vie (1962) Jean-Luc Godard
Fransız yönetmen Godard'ın Vivre Sa Vie’sinin felsefi bir film olduğu söylenebilir. Godard bize şunu anlatmaya çalışır gibidir: Yazgı diye bir şey yoktur. Yaptıklarımız tamamen kendi özgür istencimizden kaynaklanır. Tam da bu nedenle, her yaptığımızdan sorumluyuzdur. Hiçbir yapıp etmemiz, bizi aşan koşullardan kaynaklanmaz, hiçbir belirlenmişlik içinde değilizdir –ne tarihsel ne de toplumsal olarak koşullanmışızdır. Dolayısıyla, eylemlerimize bahaneler üretmek, “mecburdum” demek, hatta “kendimi bir an için kaybetmişim” demek bile kabul edilebilir değildir. Gözlerimizi kapıyorsak, evet, bunu kendi istencimizle yaparız, işte bu yüzden, gözlerimizi kapattığımız için sorumluyuz. Aslında Godard’ın karakterleri, Sartre’ın Bulantı adlı romanından fırlamış gibidir. Başrol oyuncusunu, kaçınılmaz ve maalesef bir hayli kötü olan sonuna doğru götüren, onun bilinçli tercihleridir.

Başroldeki aktris, “niçin insanlar konuşmak zorundadır?”, diye sorar. Sessizliği tercih edeceğini, böyle bir yaşamın çok daha iyi olacağını düşünür; zira konuştukça sözcükler ağırlıklarını kaybetmekte, anlamlarını yitirmektedir. Yine de konuşmayı bırakamaz. Hem ötekine ulaşmanın, onu anlamanın, hem de kendini anlatmanın yolu dilden başkası değildir. Zaten film boyunca ötekiyle “yakın ilişkiler” içerisinde olan kadın, kendini yalıtmaktan, söze gereksinim duymayacağı bir yaşam kurmaktan da olabildiğince uzaktır. 

Böylelikle konuşur o, hem diliyle, hem de beden diliyle; yine de onun sözle olan bu haşır neşirliği, kendi sonunun öteki tarafından getirilmesini önlemeyecektir. Sartre, “cehennem başkalarıdır” demişti. Filmi izlerken, senaryonun Sartre tarafından yazıldığı izlenimi uyanır seyircide. Filmdeki, yazgının reddine ve herkesin kendi yaşamını kendisinin biçimlendirdiğine dair vurguya karşın, filmin sonu bu varoluşçu tutumun gerçeğe uygunluğuna dair soru işaretlerinin oluşmasına neden olur, denilebilir.

İyi seyirler,
Tamer.