27 Nisan 2013 Cumartesi

Sır (The Secret) Denen Deli Saçması Kitap Üzerine

Sır (The Secret) Denen Deli Saçması Kitap Üzerine
The Secret (sır) kitabını okudum ve evet, hayatım değişti! Artık ben de sırra vakıfım, çekim yasası sayesinde tüm isteklerimi elde edebiliyorum!

Şaka tabi ki. Bir arkadaşımın evinde kalmıştık bir akşam, 2008 yazıydı, evdeki kitaplığa göz gezdirirken görmüştüm, şık bir kapağı olan, resimli bir kitaptı The Secret. Okuyayım bari dedim.

İnanın yok böyle bir saçmalık, insanlar mutsuzluklarından, “başarısızlıklarından" ve parasızlıklarından ötürü sırf kendilerini suçlamalılarmış. Gerçekten isteselerdi her şeye sahip olabilirlermiş -çünkü çekim yasası, evrensel, kozmik bir gerçekmiş ve biz bir şeyi çok istediğimizde onun gerçekleşmesi mümkünmüş.

Yani ne diyeyim ki, sosyo-ekonomik şartları, bireyin içinde bulunduğu tarihsel/toplumsal koşulları yok saymak, sanki biz şeyler içinde bir şey değilmişiz gibi, sanki bizi sınırlayan, bizi belirleyen koşullar yokmuş gibi davranmak, her nasıl isek sırf öyle istediğimiz için öyle olmuştur diye düşünmek için insanın tamamen uyuşmuş olması gerekir.

Aynı hedefe odaklanan iki insan düşünün, ikisi de zengin bir işadamı olmak istiyor, ama birisi koç holding’in mirasçısı, diğeri ise anadolu’da bir köyde yaşayan bir çocuk. Bu iki bireyi belirleyen şartlar birbirinden o kadar farklı ki…

iki farklı aile, iki farklı yetiştirilme tarzı, iki farklı parasal imkan, iki farklı şehir, iki farklı çevre.

Şimdi hiç üşenmeden yıldız silier’in oburluk çağı adlı kitabından bir eleştiri alıntılayacağım buraya, o kadar güzel anlatmış ki derdini, o kadar güzel eleştirmiş ki kitabı, ben hiç konuşmasam daha iyiydi aslında:

"secret: mutluluğun sırrını okumak"

"yapabileceğini de düşünsen, yapamayacağını da düşünsen; her iki durumda da sen haklısın." (henry ford). Buda, einstein ve henry ford’un ortak noktası ne olabilir? Hepsi sır’rı biliyordu ve şimdi bu sır bizim de elimize geçecek! Secret kitabının özünü bilimsellik sosuna bulanmış mistisizm ve bireyin gücünün abartılıp, ona gaz verilmesi oluşturuyor. Böylece, temelsiz bir kendine güven ve kendinden memnuniyet yaratılıp, gerçekte ne kadar çaresiz ve yabancılaşmış olduğunu fark etmesi engelleniyor. Bu kitaptan birkaç alıntıyı sıralayıp, eleştirel olarak değerlendirirsek, sadece boş vaatlerle dolu olmakla kalmayıp, sorunların temelini görmemizi engellediği için de, ne kadar tehlikeli olduğu ortaya çıkabilir.

Kazanılan bütün paranın yaklaşık %96’sının dünya nüfusunun yalnızca %1’i tarafından kazanılmasının sebebi nedir dersiniz? Sizce bu bir tesadüf mü? Bu, tasarlanmış bir şey. Bu insanlar bir şeyleri kavramış durumdalar. Onlar sır’rı biliyorlar; ve artık siz de bu bilgiyle tanışıyorsunuz. (secret, s. 6)

Gelir eşitsizliğin temelini, hayatta kalma mücadelesindeki kişilerin farklı yeteneklerine ve çok çalışmalarına (çok çalışan, çok kazanır misali) bağlayan egemen görüş bile, bu kadarını akıl edemezdi ya da bunu inandırıcılıktan uzak bulurdu herhalde!

Düşünceler manyetiktir ve frekansları vardır. Siz düşünürken düşünceleriniz evren’e yayılır ve manyetik güçleriyle aynı frekanstaki bütün benzerlikleri mıktanıs gibi çekerler. Gönderilen her şey kaynağına döner ve siz o kaynaksınız. (s. 10)…

Eğer haftalık astroloji sütunlarının sadık okuyucuları, doğduğumuz zaman on binlerce kilometre ötedeki gezegenlerin konumunun, her nasılsa karakterimizi belirlediğine, gündelik yaşamdaki kısmetlerimizi ve talihsizliklerimizi öngörebilmeye yarayacağına inanıyorsa, o zaman, hem de kuantum fiziğinin bile desteklediğinin öne sürüldüğü böyle şeyler onlar aykırı gelmeyecektir. Üstelik, bunlar çocukken okuduğumuz polyanna kitabındaki pozitif düşüncelerin büyük gücü temasıyla da uyum içinde.

Peki, mutluluğun sırrı neymiş? Ne olmak, ne yapmak, neye sahip olmak istediğimize karar verir, buna odaklanarak (yani günde en azından 5-10 dakika meditasyon yaparak) gerekli frekansı yaymakmış! Böylece “vizyonunuz hayatınız olacaktır" (s. 23)

"Doğru eşi" bulmak istiyorsak, sanki o zaten hayatımızdaymış gibi gardırobumuzda onun giysilerine de yer açmak, bir şekilde onun da hayatımıza düşüvermesini sağlarmış (s. 116)"

* * *

Maalesef çok insan okudu bu kitabı, inandı belki de, ama baksanıza, adamlar “bilimsel", frekanslardan filan bahsediyorlar, hiçbir temele dayanmayan, dolayısıyla saçma düşünceleri kuantum mekaniğiyle bilimselleştiriyorlar güya. Kuantum mekaniği kadar istismar edilen bir kuram daha yoktur herhalde. Neymiş efendim, frekanslarmış, düşünceler frekans yayarmış, neymiş efendim, çekim yasasıymış. Ne yasası yahu, milletin iyice beynini sulandırdılar.

Özetle, kitap bir pazarlamacılık başarısı ile türkiye dahil pekçok ülkede çok çok fazla sattı, öyle böyle değil. Ama okur, en azından üniversite okuyan ya da üniversite mezunu olmuş okuyucu, bu kitabı okurken “dalga mı geçiyor bunlar?" diye düşünmeli. “bu kitabı okudum hayatım değişti!" dememeli, öyle diyorsa onun için üzülürüm yalnızca, ne değişti yahu? Neyi çektin kendine çekim yasasıyla?
Kitabın kötü yanı, “okuyun, çok beğeneceksiniz" gibi bir söylemi olmaması. Yani diyor ki, “burada yazılanlar doğru, evrensel bir hakikat var, biz bunu biliyoruz ve sizinle paylaşıyoruz". Yani ben yanlış olan bir şeyi beğensem n’olur, beğenmesem n’olur. Beğeni öznel bir tutum, doğruluk ise nesnel. Hani bu kitap bir roman olsaydı da, okuyup beğenmeseydim, hiçbir sözüm olmazdı. Örneğin ms 2150 diye bir kitap var, makro felsefeden filan bahsediyor, yalan yanlış, ama en azından bir roman, roman olduğu için de kurgudur deyip geçebiliyorum, beğenmedim deyip geçebiliyorum. Ama The Secret öyle değil, doğru olduğu iddiasında ve bunu yaparken bilimi ve felsefeyi istismar ediyor.

Aslında bence kitabın tek bir güzel yanı var. O da kapağının çok güzel olması. Çok şık.
Okumayın.
Tamer Ertangil.