17 Mart 2013 Pazar

Pi'nin Yaşamı (Life of Pi) Hakkında

Pi'nin Yaşamı (Life of Pi) - 2013
2013 yılı başlar başlamaz güzel filmler gördük. Bulut Atlası ve The Hobbit’ten sonra Pi’nin Yaşamı’nı izleme şansına sahip olduk. 

Film herkesin hayatının bir döneminde, özellikle gençlik yıllarında sorun ettiği Tanrı inancını konu edinmiş. Aslında bu konuyu ciddi olarak ve herhangi bir dinin propagandasını yapmaksızın ele alan -benim bildiğim kadarıyla- belki de tek film Pi’nin hayatı. 

Filmde tüm dinlerin esasında bir ve aynı şey olduğu, farklı dinlere aynı anda inanmanın mümkün olduğu gösteriliyor. Pi hem budist, hem hıristiyan, hem de müslüman oluyor. Tüm tanrılara saygı duyuyor. Hatta din ile bilimin de birbirini dışlamadığı, hatta birbirini tamamladığı savunuluyor. Pi’nin babası, geçirdiği hastalık süresince tanrılara iyileşmesi için yakardığını, fakat bir türlü iyileşmediğini, en sonunda modern tıp ile sağlığına kavuştuğunu söyleyen, hayatını rasyonalite üzerine kurmuş olan, bilimsel bakışaçısını haiz birisiyken, Pi’nin annesi, bilimin “dışarısını" açıklasa da “içerisini", yani insanın maneviyatını açıklayamayacağını savunuyor.

Pi annesinden daha fazla etkilenmiş gibi görünüyor. Küçücük bir filikayla okyanusta bir başına kaldığında, fırtına olduğunda Tanrı'ya isyan ediyor, “tüm ailemi benden aldın, daha ne istiyorsun?" diye soruyor. Ardından bulutların arasından güneşi gördüğünde yine de bunu bir işaret olarak yorumluyor. Doğada olup biteni kendi inandığı şekilde görmeye çalışıyor. Öte yandan onu hayatta tutacak olan, babasının ona öğrettikleri, yani rasyonalitedir. Doğaya karşı mücadele verilecekse, doğa bilimlerine, fen bilimlerine başvurulmalı, hiçbir şey yakarışlara ya da tesadüflere bırakılmamalıdır. Hermann Hesse’nin Siddharta adlı kitabındakine benzer bir iç yolculuğa çıkan Pi’nin manevi olarak tatmin olması için dünyayı kendi arzu ettiği şekilde görmesi, doğal olayları Tanrı’nın tezahürleri olarak, filikadaki acımasız aşçıyı sırtlan olarak, kendi vahşi benliğini ya da id’ini kaplan olarak, sakatlanan denizciyi zebra olarak ve nihayet annesini orangutan olarak görmesi, olayların üstüne mistik bir örtü örtmesi gerekir. Ama hayatta kalmak söz konusu olduğunda bu örtü pek de işlevsel sayılmaz -tam da bu nedenle babasına müteşekkirdir. Bilim bir kenara atılamaz. Neye inanırsa inansın, inanç bilgi getirmez ve bilgi olmaksızın hayatta kalınamaz.

Nuh tufanına göndermede bulunduğuna inandığım, her şeyin sıfırlanmasıyla birlikte insanoğlunun boğuntuyla, doğayla, inançlarıyla ve kendi kendisiyle mücadelesini anlatan muhteşem bir film. İzlenmeli.

İyi seyirler,
Tamer Ertangil.