3 Nisan 2013 Çarşamba

Küçük Burjuvazi Üzerine

Birisi küçük burjuva mı dedi?
Biri küçük burjuva mı dedi?

O biziz işte. Tumblr kullanıcıları, Facebook ya da Twitter gibi sosyal ağlara cep telefonu ile bağlanan, Ekşi Sözlük gibi ortamlarda yazanlar.

Peki günümüzde küçük burjuva denince akla gelenler nelerdir?

Bir üniversite öğrencisi düşünün. Efendi çocuk. Öyle zengin filan değil, özel bir üniversitede parasıyla okuyup okula arabasıyla falan gitmiyor. Kredi ve yurtlar kurumundan kredi alıyor, ileride geri ödeyecek kadar da namuslu. Birkaç bankanın banka kartlarından var cebinde, babası ona arada para gönderiyor elbette.

İnternet onun için bir vazgeçilmez. Görüşlerini paylaşmayı sever, geyik yapmayı sever, öyle elli liraya bir t-shirt almaz belki ama ayda 49 lira öder internet aboneliği için. Muhakkak öğrenci yurdundan öğrenci evine transfer olmuştur.

Elinden geldiğince sosyaldir, arkadaşlarıyla takılmayı sever. Kendisi çalmıyorsa eğer, arkadaşlarından birisi muhakkak gitar çalıyordur, beraber öğrenci evinde toplanır, şarkılar söylerler.

Bir küçük burjuva için hayata bakışındaki en olmazsa olmaz yan, işçiler, köylüler ya da zanaatkârların hayatlarını kazanmak için yaptığı işlerin, onun için birer boş zaman etkinliği ya da hobi mahiyetindeki faaliyetler olarak tanımlanmalarıdır.

Örneğin bir çoban dağ bayır gezer, hayvanları için uygun bir otlak bulmaktır derdi. Oysa küçük burjuva sınıfına mensup birisi bir trekking kulübüne üye olarak, keyif için, doğayla ve arkadaşlarıyla başbaşa kalmak için yapar bunu.

Bir balıkçı geçimini sağlamak için balık tutar, sabahın köründe ensesine o feci ayazı yer. Oysa biz oltamızı alır, canımızın istediği, hani şöyle ne soğuk, ne de insanı piştirecek bir saatte güzel bir yere gider, balık tutarız.

Hani büyük bir balık tutunca da fotoğraf filan çekiliriz…

Motosikletli bir kurye özellikle büyük şehirlerdeki yoğun trafikte her gün hayatını tehlikeye atarak, verilen siparişleri yerine ulaştırma derdindedir. Gelgelelim bizim için motosiklet bir nevi Harley Davidson efsanesi, kendini yollara vurmak, zen ve motosiklet bakımı, yolda olmak, hedefsizce seyahat etmektir. Önemli olan varmak değildir, filan.

Çiftçi geçimliğini elde etmek için eker, biçer, yine biz saksıda çiçek yetiştiririz, ya da ufacık bir bahçede domates yetiştirir, elimize aldığımızda bundan manevi bir haz duyarız, zira işin maddi boyutu bizim için söz konusu değildir.

Çiftçi köydeki evinin bahçesine “lazım olduğu için" bağlar köpeğini, ya biz küçük burjuvalar? Bize dost olsun, arkadaşlık etsin, meşgale olsun, ona isim koyalım filan diye kedi-köpek edinir, evin içinde beraber yaşarız.

Tipik bir küçük burjuva sağlığına dikkat eder, becerebilirse ve rutini seviyorsa spor yapar, aksi halde spor salonuna üye olur ve yalnızca birkaç kez gider, becel kullanır, sigarayı sürekli bırakmayı dener, alkole gelince, sosyal içicidir zaten, kafeinsiz kahve içer, çaya şeker atmaz, olmadık konularda bilgi sahibi olabilir.

Bir işçi ya da çiftçi bütün bunlardan ya bihaberdir, ya da umursamaz bile.

İçer sigarasını da, rakısını da, 90 yaşına kadar da yaşayabilir…

hiç gördünüz mü bir köylü akşamları eşofmanını ve koşu ayakkabılarını giyip “sağlığı için" koşu yapsın? Bayağı zor.

Şimdi bu yazdıklarımdan sanki küçük burjuva kötü bir sınıftır demek istiyormuşum gibi bir çıkarım da bulunmayın.

Vay beyaz türkler vay, sizi iğrenç bayağı herifler! Filan da diyecek değilim.

Biz burada -neredeyse- hepimiz küçük burjuvayız, küçük burjuvazi sınıf olarak kendinde kötü değildir. Bir toplumsal patlama anında, çatallanma anlarında tutacağımız saflara göre, yenilikçi güçlerin yanında yer alıp almayacağımıza göre iyi ya da kötü olacağız. Dolayısıyla işin içinde iradi bir karar olacak.
Tıpkı gezi olaylarında alınan tavırda olduğu gibi.
Tamer Ertangil.