31 Temmuz 2013 Çarşamba

Kadın Denen Yeni Bir Canlı Türü(!)


Kimse bozulmasın ama feci klişeler dönüyor ortalıkta. Amacım sataşmak ya da bu konuda ahkam kesmek değil ama onca ahkam kesilirken ben de birkaç söz etmek istiyorum. 

Kadın dediğin en nihayetinde insan türünün dişisidir. Sonuçta insandır. Anormal farklılıklar atfetmenin lüzumu yok. Kadın duyarlılığı, kadının ışığı, kadının duyguları, kadının ruhundaki derin yaralar, kadın edebiyatı, bir kadının susması, kalbi kırılmış bir kadının yapabilecekleri vs. Bu liste uzar gider. Duyarlılık duyarlılıktır, duygusallıksa duygusallık. Geçenlerde bir kadın yazar, gittiği kitabevinde “kadın romanları" diye bir reyon açılmış olmasından şikayetçiydi. Yahu diyordu, kadın romanı da nedir? Kitapları inceleyince hepsinin pembe dizi kıvamında yüzeysel romanlar olduğunu gördüğünü söylemişti. Ne de olsa kadın denilen mahluk duygusaldı, en fazla aşk romanı okurdu. Duygusuz ve odun erkekse -mantıksal olduğu için- “daha ciddi" metinler okurdu. O kadını takdir ettim bu ayrımın aslında kadını yüceltmediğinin, tam tersi bir hale düşürdüğünün bilincine vardığı için.

Televizyonu açarsınız, nerede dedikodu, kavga-dövüş ve laf sokmalı program varsa bunları “kadın programları" diye yedirirler. “Kadınlar alışveriş tutkunudur" diye bir klişemiz daha oldu. Bunu araştırsalar muhtemelen 20 sene öncesine dayanır. Ne de olsa ondan önce kumbaralar yaygındı. Tasarruf ve para biriktirme devriydi. Kadın evi çekip çeviren ve yuvayı yapan dişi kuştu. Ayçiçek yağı 5 kiloluk tenekelerde satın alınırdı muhakkak. Şimdi ise kapitalizmin tüketimi en çok teşvik ettiği dönemlerde yaşıyoruz ve kadınlar bu devrin baş aktörleri, katalizörleri olarak sunuluyor. Neredeyse bununla gurur duyanlar da var. Kadın erkek fark etmez. İnsan tüketime meraklıysa her türlü tüketir. Çok para kazandığı halde borç içinde gezen bir sürü erkek var. Canı sıkıldıkça cep telefonunu, arabasını değiştiren. Sürekli dışarıda yemek yiyen, sürekli AVM’lerde bir şeyler satın alan. 

Duygusallığa gelince, erkek de kadın da duygulara sahiptir. Duygu ve mantık birbirini dışlamaz. Bir insanda ikisi de bulunur; fakat önemli olan nokta şu: Sen hayatına dair önemli kararlar alırken duygularını mı yoksa mantığını mı referans alıyorsun? Mesela çok duygusalım diyen bir kız acaba LYS’den aldığı dil puanıyla neden Hititoloji, klasik filoloji ya da Leh dili ve edebiyatı yazmaz da illa ki İngilizce öğretmenliği ya da İngiliz dili ve edebiyatı yazar? Çünkü gayet mantıklıdır. Aklıyla karar veriyordur, ileride işsiz kalmak istemiyordur da ondan. Sevdiği biri öldüğünde kadın da üzülür erkek de. Cem Yılmaz’ı izlerken kadın da güler erkek de. Mantık, matematik ve geometri, yani akla dayanan tüm disiplinlerse hem erkek hem de kadın için geçerlidir. Özdeşlik yasası, çelişmezlik yasası vb. cinsiyet ayırmıyor. 

Kısacası kadın insandır, tıpkı erkek gibi. Bunlar aynı türün iki farklı cinsidir o kadar. Ha tamam, farklıyız, illa ki her şeyimiz aynı değil ama bu kadar da büyütmemek gerek. Neredeyse kadın diye ayrı bir canlı türü icat edecekler. Son yılların trendi işte… Şimdi bu yazıdan ötürü birçok kişi surat asacaktır ama “kadınla erkeğin arasındaki 100 temel fark" gibi bir şeyler yazsaydım herkes ilgiyle okurdu -orası kesin.

Selamlar,
Tamer Ertangil.