23 Mart 2013 Cumartesi

Kevin Hakkında Konuşmalıyız ve Şiddet

We Need to Talk About Kevin (Kevin Hakkında Konuşmalıyız) - 2011
Kevin Hakkında Konuşmalıyız, 2011 yapımı ilginç bir film. Ağır temposuna rağmen izleyiciyi gerdiği için kendisini pür dikkat izlettirmeyi başarıyor. 

Filmin sorunlu yanı ise Kevin adlı sosyopatın yaptıklarına hiçbir açıklama getirmemesi. Filmi herkes istediği şekilde yorumlayabilir ama her şeyi söylemek, hiçbir şey söylememektir demişler…

Esas meselenin Kevin’ın kötü bir çocuk olmasının kendinden mi yoksa annesinden mi kaynaklanmış olduğunun belirsiz kalmış olması. Çocuk boş bir levha olarak doğar ve deneyimleriyle, yetiştirilme tarzıyla belirli bir insan haline mi gelir? Yoksa herkesin belirli bir özü vardır ve kişi bu öz ile “dolu" olarak mı doğar? Filmi izledikçe Kevin’ın kişiliğinin oluşumunda annesinin büyük payı olduğu düşüncesinin alttan alta telkin edildiğini hissediyorsunuz. Anne sürekli ellerini temizlemekte, kırmızı boyaları ellerinden çıkarmaya çalışmaktadır. Adeta eline kan bulaşmıştır ve dolayısıyla Kevin’ın yaptığı kötülüklerden kendisi de sorumludur. Kevin’a gebe kaldığında onu isteyip istemediğinden emin olmayarak, Kevin ağladığında ona sarılmayarak, sokakta hiltinin gürültüsünün çocuğun ağlamasını bastırdığını fark ettiğinde durup o gürültüyü dinleyerek, Kevin’ın büyüdüğünde işleyeceği cinayetlerin küçükkenki emarelerini görmezden gelerek ve daima edilgen kalarak.

Yine de tüm bunlar anne Eva’nın olayların tüm sorumluluğunu üstlenmesini gerektirmiyor. Eva’nın bir de kızı oluyor ve o kız çocuğu son derece sağlıklı ve normal tavırlar sergiliyor. Eğer tüm suç annenin anne olarak başarısızlığına yüklenseydi, herhalde küçük kız da abisi Kevin’a benzerdi. Yine de Eva üzerinde bir mahalle baskısı oluşuyor. Herkes anneyi sorumlu tutuyor Kevin’ın yaptıklarından.

Filmin sonundaki büyük katliamdan bir tek Eva muaf tutuluyor Kevin tarafından. Bu durum Kevin’ın aslında annesini sevdiği şeklinde yorumlanabileceği gibi, annesinin hayatta kalarak daha da fazla acı çekeceğini bildiğinden onu öldürmediği şeklinde de yorumlanabilir pekala. Ben ikincisini tercih ediyorum. Çünkü Eva küçük kızını ve kocasını kaybetmekle kalmayıp, sokakta darp edilmeye varacak kadar çevresi tarafından baskıya maruz bırakılıyor.

Filmi izlerken insan şu meşhur tartışmayı aklına getirmeden edemiyor: kişiliğin gelişiminde çevre mi daha etkilidir, yoksa kalıtım mı?

İnsan zihni doğumdan itibaren deneyimlerle şekillenen, boş bir levha mıdır, yoksa her çocuk dünyaya belirli bir özle “dolu" olarak mı gelir?

Eğer kötülük doğuştan gelen bir şeyse ve buna karşı yapacak bir şey yoksa, eğitim anlamsızlaşır. İnsanları değiştirmek, onlarda davranış değişikliği meydana getirmek mümkün değilse, eğitimin, hukukun ve hatta ahlakın hiçbir değeri kalmaz.

Öyle bir film ki bu, filmin verdiği mesaj "çocuğun karakterinin gelişiminde anne-baba çok belirleyicidir" olsa da, bu yaklaşım Kevin’ın yaptıklarını açıklamakta yeterli olmuyor. O zaman insan şunu düşünüyor: "çocuğun karakteri doğuştan gelen, anne-baba ve çevrenin etkili olmadığı bir özü kendinde barındırır". Bu sonuç sakıncalı çünkü eğer öyleyse eğitim mümkün değildir.

Film ilk mesajı telkin etse de, eğitim ile iyi insan yetiştirilmesi en azından mümkün görünüyor. Örneğin neden abd’de çok sayıda sosyopat yetişiyor, çocuklar silahla okulda arkadaşlarını katlediyor da böyle olaylar Finlandiya’da hiç yaşanmıyor? Eğer her birey kötülüğü özünde taşısaydı ve doğuştan dünyaya kötü bir insan olarak gelseydi, herhalde her yerde böyle insanlar olurdu. Özgür irade sahibi varlıklar olmamız, kötülüğün dünyada her zaman az da olsa varolacağına işaret ediyor olsa da ahlak eğitimi, yani yalan söylememe, başkalarına zarar vermeme ve sorumluluk sahibi olma gibi erdemlerin öğretilmesi mümkündür.

Forrest Gump’ın dediği gibi “aptal, aptallık yapandır". O halde kötü insan özünde kötü değil, kötülük yapan insandır. Kevin Hakkında Konuşmalıyız’ı bunun tersini telkin ettiği için sevmedim.

Tamer Ertangil.