18 Nisan 2013 Perşembe

Fantastik Roman Şamanlar Diyarı Hakkında

Şamanlar Diyarı - Barış Müstecaplıoğlu
Yaklaşık iki yıl önce, Barış Müstecaplıoğlu’nun Perg Efsaneleri dörtlemesini müthiş bir zevkle okumuştum. Müthiş bir hayal gücünün yanı sıra akıcı bir dil kullanması ve okurun merakını bir şekilde hep üstte tutması, kitapların verdiği zevki ve okunurluğu arttıran etmenler. Uzun bir aradan sonra ise yeni bir serinin ilk kitabı olan Şamanlar Diyarı’nı okudum.

Şamanlar Diyarı’nda yine iyiler ve kötüler var. Fakat bu kez iyiler ve kötüler arasındaki hat o kadar da keskin değil. Yüzüklerin efendisi’nde olduğu gibi özcü bir yaklaşım yok. İyi olanlar iyiliklerini, kötü olanlarsa kötülüklerini sonradan edinmiş, özleri gereği kötü değiller. Kitap, iyiliğin ya da kötülüğün eğitimle edinildiğini, insanların yetiştirilme tarzının onların ileriki yaşantılarını belirlediğini ima ediyor:

"Etim ve kanım sultanlık’tır, sultanlık benim!
Günü gelince uğrunda sevinçle öleceğim!"

diye bütün çocukluğu boyunca her gün okulunda yemin eden derian’ın kötü bir karakter olduğu söylenemez. O yalnızca verilen buyrukları yerine getirmekte, yeminine sadık kalmakta, kendi yetiştirilme tarzının gerektirdiklerini yapmaktadır. Yine de verilen göreve körü körüne sadık kalmak, inandığı değerleri sorgulamaksızın körlemesine benimsemek sorunlu bir tutumdur. Yetiştirildiği tarza tamamen uyum sağlayan ve yaptıklarını hiç sorgulamayan bir kişinin düşünce tembeli olduğu söylenebilir: “görev doğrudan ve yanlıştan önemliydi, zaten doğru ve yanlış neydi ki, birine göre doğru olan diğerinin gözünde yanlışa dönüşüyordu. Kafasındaki karmaşadan ancak bu inanca sımsıkı tutunarak kurtulabilirdi." (s. 216)

Kimse elinde olmayan bir özelliğinden ötürü suçlanmamalı, değiştiremeyeceği bir niteliğinden ötürü yadırganmamalıdır. Nasra ırkının gözbebekleri beyazdır ve bu fiziki nitelikten ötürü delkar’lar tarafından ayrımcılığa maruz kalırlar. İki ırk arasında geçmişe dayanan bir düşmanlık varsa da, iki tarafta da yer almayan, zira kendileri özcü olmayan bir ekip örgütlenme içerisindedir:

“‘Ben sadece bir şamanım,’ diye gülümsedi darok. ‘bunun ötesini hiçbir zaman önemsemedim. Çünkü şaman olmayı kendim seçtim, nasra ya da delkar olmayı ise seçemezsin. Öyle doğarsın, kimse tercihini sormaz. Kendi seçmediğim bir şeyle tanımlanmayı kabul etmiyorum.’" (s. 91.)

Bir de gerçek hayatta olduğu gibi, hikayede de kötü görünüp aslında iyiliğe hizmet edenler, en azından öyle yaptığını iddia edenler var. Onlar iyilik uğruna sürekli fedakarlıklar yaptıklarından dem vururlar: “bu uğurda evet, mecbur kalınca masumları da öldürdüm, işkence de yaptım, evler de yaktım." (s. 279) peki buna değer mi? Hep kafamı kurcalamıştır. Çoğunluğun selameti için daha az sayıda insan ya da bir azınlık gözden çıkarılabilir mi? Bir yandan evet, bir yandan hayır diyesim geliyor. Belki zamanla bu konudaki görüşlerim netleşir. Şu aşamada şunları söyleyebilirim: dostoyevksi vicdana saldıran, rahatsız eden bir yazardır ve bir yerlerde şu sorunu ortaya koyar: bir kasaba düşünün. O kasabadaki tüm insanların huzuru ve mutluluğu, küçük bir kız çocuğuna düzenli olarak işkence edilmesine bağlı olsun. Herkesin mutluluğu için bir çocuk feda edilmeli midir? Yoksa edilmemeli midir? Hadi bakalım…

Ursula Le Guin, buna karşı yazdığı bir öyküsünde, çocuktan yana, azınlıktan yana taraf tutar ve gerekirse daha az mutlu, daha huzursuz olalım, ama kimse bilinçli olarak feda edilmesin der.

Dolayısıyla hikayede anlatılan mücadelenin ne kadar sağlıklı olduğu tartışılır. Delkarna ülkesinin başına bir başka kral geçince sorunlar düzelecek midir? Sorun sistemden kaynaklıyken krallar değişse ne değişir? Kötülükler yapan ama “aslında" iyi olduğu söylenen karakterin kafasındaki planlara ne kadar güvenebiliriz? Planları kendine saklaması, şeffaf olmaması sorun teşkil etmez mi?

Hepsinden önemlisi, kendi geçmişinde kendisinin ve ailesinin başına gelen kötülükler, yaptığı kötülükleri meşrulaştırır mı? Eğer meşrulaştırırsa, gerçek kötüler de aslında “iyi" olarak, yalnızca başına geçmişte kötü şeyler gelmiş, bu nedenle kötü hale gelmiş insanlar olarak görülemez mi? O halde herkes iyi midir?

Şamanlar Diyarı’nın akıcı dili ve içinde geçtiği fantastik ortam mükemmel. Özcülüğü reddeden tutumu ve iyi olmanın bir tercih meselesi, iradi bir edim olduğuna vurgu yapması da çok güzel. Hele perg efsanelerine yapılan gönderme bir harika. Yine de anlaşılan o ki bazı soru işaretlerinin giderilmesi için serinin ikinci kitabını beklemek gerekecek.

Barış Müstecaplıoğlu’nun kitaplarını herkese öneririm. Perg efsaneleri serisi ile Şamanlar Diyarı’nı öğrencilerime de önerdim. Çocuklar okumayı sevecekse böyle kitaplar okumalı. Okumayı sevdikten sonra gerisi gelir, ne isterlerse okurlar zaten. Genel olarak roman ve öykü okumayı, özelde ise fantastik edebiyatı sevenler bence bu kitabı okumalı. Barış Müstecaplıoğlu’nun kitapları hali hazırda başka dillere çevriliyor, birçok ülkede biliniyor. Bizse anadilimizde okuma fırsatına sahibiz ve bu bakımdan şanslıyız diyerek bitireyim.


Sevgiler,
Tamer Ertangil.