8 Mayıs 2012 Salı

Fahrenheit 451 - Ray Bradbury

Fahrenheit 451
Ray Bradbury, Fahrenheit 451 adlı kitabına 1993 yılında yazdığı önsözde, liseyi bitirdikten sonra parasızlık nedeniyle koleje gidemediğini söylüyor.

Çocukluğundan beri kütüphanelerin müdavimi olduğunu, deliler gibi okuduğunu, kütüphanede ücretsiz verilen kağıtlara öyküler yazdığını anlatıyor.

28 yaşında kütüphaneden çıktım, diyor.

Kitaplara ve edebiyata olan ilgisini bilen kolej müdürü, bradbury’nin belki de gönlünü yapmak için kütüphaneye gelmiş, ona sembolik bir diploma vermiş, kep ve cübbe giydirmiş ve kütüphaneden “resmen" mezun etmiş.

Adamdaki azmi anlatmak içinse beş yüzün üzerinde öykü, roman, oyun ve şiir kaleme aldığını söylemek yeterli herhalde…

Fahrenheit 451 bir distopya. Kitaptan hatırladığım bir yer var, ev sohbetinde Montag "çok ağır cezalandırıyoruz insanları, düşünüyorum da adil değil galiba" gibi bir söz ettiğinde evdeki misafirlerden birisi “olur mu öyle şey? O da okumasaydı o kitapları, cezasını çekecek tabi. Yasadışı olduğunu bile bile kitap bulundurmasaydı, cezasına katlanmak zorunda kalmazdı."

Ne kadar mantıklı değil mi? Kulağa öyle geliyor ilk anda:

"O da yapmayıverseydi!"

Bugün baktığımızda kitap okumanın yasaklandığı, bulunan kitapların bulunduğu yerde imha edildiği bir toplum bize çok uzak görünüyor elbette, ama günümüzde de pekçok kitap mahkemelik oluyor, hatta toplatılıyor.

Biz de “sansüre hayır!" kampanyalarını destekliyoruz buna tepki olarak.

Ama karşımızdaki bağnaz vatandaş “ya o da o kadar müstehcen bir kitabı yazmasaydı/çevirmeseydi, tabi ki toplatılır, kitap var, kitap var. Ben destekliyorum" diyebiliyor.

Tabi canım: “o da yazmayıverseydi!"

Tıpkı “o da okumasaydı!" tepkisi gibi -fahrenheit 451 distopyasında anlatılan.
Fahrenheit 451’i okurken içinizde yaşadığınız ülkenin gittiği yönden ötürü kaygılanıyorsunuz bir an için. 
Küçük ve bir çırpıda okunabilen bu kitabın 1966 yılında filmi de çekilmiş. 
İyi seyirler/okumalar,
Tamer Ertangil.

Http://www.youtube.com/watch?v=m9n98sxngl8