16 Aralık 2012 Pazar

Eğitim Üzerine Birkaç Söz


"Eğitim", okul, devlet, çevre, aile, öğrenci, öğretmen, ekonomi, hukuk, medya, veli vb. Birbiriyle etkileşim içinde olan birçok unsur ile etkileşim halinde olan bir bütündür, denilebilir.

Okul toplumdan kopuk bir kurum değildir. Genellikle eğitim-öğretimin okulda yapılması gerektiği ve okulun adeta toplumdan yalıtık bir yer olduğu düşünülür. Buna göre okul öğrenciyi hayata hazırlayan bir yerdir, hayatın kendisi değildir. Oysa biraz düşünüldüğünde okulun hem hayatı önceleyen bir yer, hem de hayatın ta kendisi olduğu anlaşılabilir. Toplumun bir parçasıdır okullar. Eğitim de bu nedenle okulda yapılıp, ders bitince sona eren bir etkinlik değildir.

Böyle didaktik bir üslupla bilmiş bilmiş konuşmak yetmez tabi. Örneklemek gerekir. Mesela okulda yeşilay kulübü faaliyet yürütüyor, panolara sigaranın zararları anlatılıyor, hatta sigara tiryakisi olan öğretmenler sigara içmek için okul dışına çıkıyorlarsa, okulda tamirat yapan, fayans döşeyen ya da harç yapan ustanın da öğrencilerin gözü önünde sigara içmemesi gerekir. Bunu gören çocuğun gözünde eğitim bitmiştir artık. Demek ki okulda öyle deniyordur, ama hayat öyle değildir. Bak işte, usta sigarasını tüttürmektedir okulda herkesin göreceği şekilde. Öğretmen aksini söylese ne yazar, söylemese ne.

Trafik kulübü olarak okulun yakınındaki yola bir üst geçit talep ettiğinizi düşünelim. Bunun için öğrenciler imza kampanyası yürütmüş, yüzlerce imza toplanmış, bir de dilekçe kaleme alınmış olsun. Karayolları Bölge Müdürlüğü ve belediyeye bu dilekçeler ve imzalar verilmiş olsun. En azından söz konusu kurumların bir yanıt vermesi, olumsuz da olsa bir yanıt vermesi beklenir. Aksi halde çocuk “okulda yapılanın okulda kaldığını" düşünecek, hayat ile okulun bambaşka yerler olduğu düşüncesi kafasında pekişecektir.

Okulda öğrencilerin kavgalarını ayırdığınızı, onlara kavga ettikleri için kızdığınızı, sözlü olarak anlaşmanın olanaklı olduğunu söylediğinizi düşünün; öte yandan çocuk televizyonda tekerlekli sandalye basketbol maçında bile büyük kavgalar çıktığını, hatta koridordaki tekerlekli sandalyelerin taraftarlarca parçalandığını gördükten sonra sizin anlattıklarınızın bir kıymet-i harbiyesi kalmayacaktır. Kavga okulda yasaktır, dışarıda ise gayet olağan bir eylemdir -çocuk böyle düşünür. Çünkü o haklı olarak lafa değil, işe bakar. Gördüklerine gözlerini kapatmaz.

O kavga edenler de velidir. Evde küfreden de velidir. Kahveye gelip “bir anket yapabilir miyiz?" diye hevesle soran çocuğa ilgisiz davranan ve batak oynamaya devam eden de bir velidir. Eğitimde bütünlüğün bozulması anlamına gelir bütün bunlar. Eğitim denilen şey okulda olup bitse ve mükemmel sonuçlar verseydi, çok kolay bir iş olurdu. Fakat “ne yazık ki" öğrenciler bilgisayar programı değildir. Hep aynı sonuçları vermek üzere programlanamazlar, çoğu zaman da öngörülemezler. Hepsi özgür irade sahibi yurttaşlardır.

Hal böyleyken “Finlandiya eğitimde n’için birinci?" diye sormak ve Türkiye’yi Finlandiya ile kıyaslamak gülünç kaçıyor.

En azından, orada engellilerin mücadele ettiği bir basketbol karşılaşmasında kavga çıkacağını, hele hele tekerlekli sandalyelerin parçalanacağını hiç sanmıyorum.

Dolayısıyla eğitimdeki başarı yalnızca öğretmene ait olamayacağı gibi, başarısızlık da yalnızca öğretmene ait değildir diye bitireyim.

Tamer Ertangil.