9 Temmuz 2013 Salı

Beat Kuşağı ve Jack Kerouac'ın Yolda'sı Üzerine

Yolda (On The Road) - Jack Kerouac
1950’lerin Beat kuşağının önemli yazarı ve öncüsü Jack Kerouac, Neal Cassady ile ABD’yi katettiği yolculuklarının ardından Yolda adlı ünlü romanını, imla kurallarına özenmeden ve hiç paragraf başı yapmadan, metrelerce uzunlukta bir ruloya yazmıştı. Yayıncıların ısrarla reddettiği bu kitap, yayımlandıktan sonra nesiller boyu geleneksel değerlere başkaldıranlara ilham kaynağı olacaktı.

Kitabın baş kahramanı ise anlatıcı Jack değil, onun “kardeşim” dediği Neal. Jack Neal için “kardeşim” hitabını boşuna kullanmaz. Neal ondan dört yaş küçüktür ve Jack’in kendinden beş yaş küçük olup da hayatını kaybetmiş bir öz kardeşi vardır. O nedenle Neal ile tanışması adeta kayıp kardeşini bulması anlamına gelir. Elbette Neal’ın peşinden gitmesi sadece onu ölen kardeşinin yerine koymasından kaynaklanmaz. Neal delidoludur, anlık yaşar, dünya umrunda değildir, hızlı araba kullanır, zevk düşkünüdür, geleneksel kalıpların hiçbiriyle uyumlu değildir. Kısacası Neal Şarap Tanrı’sı Dionysos’un temsil ettiği değerleri bünyesinde barındıran bir karakterdir: Duygularıyla yaşayan, gelecek hakkında kaygı duymayan, irrasyonel, çılgın bir kişilik. Jack de bir hayli çılgındır ama onda içerilerde bir yerde bir Apollon vardır: Yani rasyonel, garantici, üretken, kaygılı, mantıklı ve hatta bir aile kurmak hevesinde olan birisidir. Neal için önemli olan yolda olmaktır. Jack içinse yolda olmak güzeldir, ama en nihayetinde yolun bir sonu olmalı, dönülecek bir yuva olmalıdır.

Romanı okurken Jack’in babasını kaybetmesinden kaynaklı travmatik bir deneyim içerisinde olduğunu ve yollara düşerken aslında babasına ulaşmak arzusunda olduğunu hissedebilirsiniz. Annesinin yaşadığı kapital şehri New York’un sıkıcı varlığından uzaklaşmak ve Batı’ya, Californiya’ya varmak ister. İkisi için de Batı kıyıları, Los Angeles, San Fransisco vs. kurtuluşu temsil eder. Adeta yeryüzü cennetidir Batı. Sıkıcı değildir, renklidir, çeşit çeşit insan barındırır ve her ne kadar Özgürlük Heykeli New York’da olsa da, gerçek özgürlüğü deneyimlemek ancak Batı’ya gitmekle mümkün olacaktır.

Jack’in aidiyet duygusu da sorgulanabilir. ABD’de yaşayan bir Fransız Kanadalı olmakla ne Amerikalıdır, ne Kanadalı ne de Fransız –ya da hepsi. Bu nedenle Soğuk Savaş yıllarının “ortak düşmana karşı birlik ve beraberlik” vurgusu onun umrunda değildir. Tek yürek, tek millet olma dayatmasına aldırmaz. Televizyonda görülen beyaz, hıristiyan ve protestan Amerikalılar gerçek Amerika demek değildir. Yollarda asıl Amerika’yı yakından tanıyacak, Kızılderililer, zenciler, Meksikalılar ve diğer tüm etnik unsurlarla, hatta keşlerle, evsizlerle, bir trenden ötekine atlayıp, dilencilik yaparak gününü kurtarmaya çalışan Hobolarla ve yeraltı kültürünün tüm diğer kimlikleriyle karşılaşacaktır. Bize gösterilen Amerika yalnızca bir idealden ibarettir, gerçekler ise çok farklıdır.

Yolda, geçen yıl filme de çekilmiş. Özgürlüğe, alternatif kültürlere, başkaldırıya değer veren herkes bu kitabın doğallığına ve akıcılığına hayran kalacaktır. Filmi içinse pek yorum yapmak istemiyorum. Kitabı okuyan kişi filmi izleyebilir. Ama önce kitap…

İyi yolculuklar,
Tamer Ertangil.