5 Mayıs 2013 Pazar

Ay'a Yolculuk (Le Voyage Dans La Luna) Üzerine

Le Voyage Dans La Luna (1902)
Le Voyage Dans La Luna, Georges Méliès tarafından 1902 yılında çekilmiş bir film. Günümüzün ölçüleriyle bakıldığında bir kısa film olarak da değerlendirilebilir. Eserin tarihteki ilk bilimkurgu filmi olduğunu belirtmekte yarar var. Jules Verne’nin Ay’a Yolculuk adlı kitabından esinlendiği biliniyor. 111 yaşındaki bu harika filmi izlerken büyülendiğimi söylersem abartmış sayılmam.

Filmin güzelliği bir yana, 1969 yılında Apollo 11’in Ay’a yaptığı ilk yolculuktan yıllar öncesinde çekilmiş olması ayrıca bir başarı. Bilimin sağlam öngörülerde bulunabilmesinin kanıtını, filmde bir roket ile Ay’a iniş yapan insanların Ay’dan dünyaya baktıklarında gördükleri manzarada buluyoruz. Evet, Ay’dan bakıldığında, uzaydan bakıldığında dünya gerçekten de yuvarlaktır. Önemli olan şu ki film çekildiğinde henüz dünyanın uzaydan çekilmiş bir fotoğrafı yoktu, yuri gagarin’in uzaya çıkmasına 59, Neil Armstrong’un kendisi için küçük, insanlık içinse büyük bir adım atmasına 67 yıl vardı. Buna rağmen dünyanın yuvarlak olduğu, kesin bir empirik kanıt olmadan da öngörülmüştü. 

Bilim felsefesinde çeşitli tutumlar varsa da bunları kabaca gerçekçiler ve araçsalcılar olarak ikiye ayırabiliriz.

Gerçekçilere göre bir bilimsel kuramın ortaya koyduğu nesneler gerçekten vardırlar. Yani onlar varsayılmazlar, bizim zihnimizin dışında, başka bir deyişle deneyim dünyasında yer alırlar. Örneğin atom altı parçacıklar gerçekten vardırlar. Her ne kadar gözlemlenemeseler de. (elektron gözlemlenmemiştir, tıpkı bir jetin gökyüzünde bıraktığı buhar izi gibi bir iz bıraktığı görülmüştür. Ama elektronun kendisi o kadar küçüktür ki, biz ona baktığımızda gözümüzden bile etkilenir ve yer değiştirir. Neyse, bu ayrı bir konu.)

Araçsalcılara göre ise bilimsel kuramların önemi, onların yararlı olmasında yatar. Yani bilimsel bir kuramın koyutladığı nesnelerin gerçekten varolup olmaması önemli değildir.

Şimdi elbette böylesine bir ikiye bölme biraz kaba oldu. Daha farklı düşünen bilim felsefecileri de var.

Örneğin yerçekimi yasasına bakacak olursak, malum, Newton’un üç devinim ve bir kütleçekimi yasasına dayanır tüm sistemi: (3m + 1g). Yerçekimi yerine kütleçekimi demekse her halükarda daha doğrudur. Bu kuram ile yalnızca nesnelerin neden düştüğü değil, güneş sistemindeki daha büyük cisimlerin daha küçük olanları nasıl olup da çektiği de(ki örneğin güneş etrafında dönerken, dünya güneşe ne kadar yakınlaşırsa, çekim arttığı için o kadar hızlı hareket etmeye başlar) anlaşılabilir bir hal almıştı.

Üstelik Einstein’ın genel görelilik kuramı ile newton mekaniğinin tamamen yerle bir edildiği düşünülmez bilim çevrelerinde. Belli boyutlara kadar, yani yer ve güneş sistemi ölçeğinde newton’ın kuramı hala geçerliliğini korur. Ama aşırı büyük ölçekteki cisimler veya alanlar söz konusu olduğunda Einstein’ın kuramı kullanılır hesaplamalarda. Işığın bükülmesi olgusu da yine Einstein’ın ortaya attığı ve eddington deneyi ile doğrulanmış yeni bir öngörüdür.

Günümüzde kimileri tarafından bilimsel kuramlar için küçümsercesine “yalnızca bir teori!” İfadesi kullanılıyor. Örneğin “yerçekimi yalnızca bir teoridir!” Denebiliyor. 

Yerçekiminin “yalnızca" bir teori olduğu iddiası, bilime nasıl baktığınıza bağlı. Ben şahsen bir teori için “yalnızca" nitelemesini kullanmazdım. Zira teoriler/kuramlar bizim keyfimize göre ürettiğimiz, kafadan attığımız fikirler değildir. Deney ile yanlışlanabilir ya da doğrulanabilirdirler. Gerçeklerle ilgili olarak bir şeyler söylemek iddiasındadırlar. Mevcut olguları en doğru açıklayan ve henüz gözlemlenmemiş olgulara ilişkin öngörülerde bulunan bir kuram daha kabul edilebilirdir. Yoksa “yalnızca" bir teori diye, lokantada sipariş verir gibi canımızın istediği teoriyi seçmeyiz.

Zamanında dünyanın yuvarlak olduğunu savunanlar herhalde dünyanın düz olduğunu savunanlarla yalnızca “kişisel kanaat” düzeyinde ayrışmıyorlardı. 1902 yılında çekilen film, dünyanın yuvarlak olduğu düşüncesini destekledi, yıllar sonra uzaydan çekilen fotoğraflarsa söz konusu kuramı doğrulayacak empirik kanıtları sağlayacaktı.

Filmleri ilgi çekmeyen, izlenmeyen georges méliès ise paris’teki montparnasse tren istasyonunda bir dükkan açıp ölümüne dek çocuklara şeker ve oyuncak satacaktı.

Film sadece 12 dakika, izleyin bence. Buyrun bağlantısı: 
http://www.youtube.com/watch?v=umbkdt_eg5g&feature=share

İyi seyirler,
Tamer Ertangil.