24 Temmuz 2013 Çarşamba

Alain Badiou ve Felsefenin Meşruiyeti

Fransız Filozof Alain Badiou
Badiou’yü seviyorum.

Şöyle diyor: “Felsefe ne kral ne de papazın, ne peygamber ne de tanrının söylemidir. Aşkınlık, iktidar ya da kutsal işlev bakımından felsefeye verilmiş bir teminat yoktur. Felsefe, hakikat arayışının herkese açık olduğu
nu varsayar. Herkes felsefeci olabilir. Felsefecinin söylediği şey konuşan kişinin konumuyla değil, yalnızca konuşulan içerikle doğrulanır (ya da doğrulanmaz). Yahut daha teknik bir ifadeyle, felsefi değerlendirme öznel telaffuzla değil, sadece nesnel biçimde telaffuz edilenle ilgilenir. Felsefe, meşruiyetini sadece kendinden alan bir söylemdir." (Yeni Bir Siyaset için Felsefe, Encore Yayınları, s. 33)

Kısacası felsefe demokratiktir. Savlar ileri sürülürken kavramsal gerekçelerle ya da empirik kanıtlarla desteklenir. Doğrulanan bir sav geçerlidir. Savı ileri süren kişinin kim olduğu önemli değildir. Önemli olan savın içeriğidir. Kimsenin aşkın bir referansa yaslanarak düşüncelerini doğrulaması mümkün değildir. Ne kadar “büyük" bir isim olursa olsun, mesela sırf Aristoteles öyle söyledi diye söylenen doğru olmak zorunda değildir. Bu nedenle ciddi ciddi düşünen, çalışan, emek veren herkes felsefeci olabilir. Bu anlamda felsefe demokratiktir. Badiou diyor ki, benim düşüncelerimi bile sırf ben tanınan, bilinen, büyük bir filozof olduğum için sorgulamaksızın kabul etmeyin. Düşüncelerimi içeriğiyle yargılayın.

Bunu her filozof söylemez. Tam da bu mütevazı, nesnel ve doğrucu tutumundan ötürü, ha bir de postmodernistlerin yücelttiği muğlaklığa, belirsizliğe ve göreciliğe karşı sağlam duruşu nedeniyle büyük bir filozof Badiou.

Ne var ki başyapıtı olan Varlık ve Olay adlı kitabı henüz Türkçe’ye kazandırılmış değil. 

Tamer Ertangil.