20 Kasım 2012 Salı

Abdülhamit Düşerken (2003) Üzerine

İkinci Abdülhamit (1842-1918)
Abdülhamit Düşerken, Nahid Sırrı Örik’in aynı adlı romanından 2003 yılında Türk sinemasına kazandırılmış bir eser. Oyuncu kadrosu inanılmaz. Filmi 2003’te ankara’da sinemada izlemiştim bir arkadaşımla, sinemanın neredeyse bomboş olduğunu iyi hatırlarım… Film ikinci meşrutiyetin ne şartlarda geldiğini, söz konusu anayasanın getirilmesinde ittihat ve terakki cemiyetinin nasıl rol oynadığını ve İkinci Abdülhamit’in son günlerini güzel bir şekilde aktarıyor.

Osmanlı’nın modernleşme teşebbüslerinin Üçüncü Selim’in Nizam-ı Cedit’iyle birlikte başladığı ve ondan itibaren sürekli yinelendiği bilinir. 1839’da Tanzimat Fermanı ilan edilmiş, azınlıklara haklar ve güvenceler verilmiş, böylelikle fransız devrimi ile etkisini enikonu göstermiş olan ulusal bağımsızlık hareketlerinin osmanlı topraklarında da zuhur etmesinin önüne geçilmeye çalışılmıştı.

1856 yılında ise tanzimat fermanının bir anlamda devamı sayılabilecek olan ıslahat fermanı ilan edilmişti. Islahat fermanının ilanında dış güçlerin daha da etkili olduğu söylenir -zira Kırım Savaşı(1853-1856) sonrasında yapılacak olan paris konferansında, kırım savaşında osmanlı’ya yardım etmiş olan ingiliz ve fransızların olası taleplerine karşı önlem olarak, osmanlı devleti kendi topraklarındaki azınlıkların haklarını iyiden iyiye genişletmişti. Öyle ki, ferman neredeyse yalnızca gayri müslimler için yazılmış gibidir.

Derken 1876 yılında Kanun-İ Esasi, yani Birinci Meşrutiyet, başka bir deyişle ilk anayasamız geldi tarih sahnesine. Anayasa o kadar önemli, o kadar önemlidir ki, anayasalarla birlikte padişah kendisini kanunlarla bağlar, mutlak monarşiden meşruti monarşiye geçilir. Parlamento kurulur ve padişah yetkilerinin bir kısmını bu parlamentoya devreder. Meşrutiyet ilan edilmeden hemen önce abdülaziz bir hükümet darbesiyle tahttan indirilmiş, ardından intihar etmiştir. Abdulaziz ki batılılaşma konusunda gayretli bir padişahtır, örneğin avrupayı ziyaret eden ilk padişahtır kendisi. Üstelik onun döneminde avrupanın en büyük üçüncü deniz kuvveti Osmanlı’ya aittir, tabi maalesef bu donanmayı, gemileri yetkin bir şekilde sevk ve idare edebilecek personelden yoksundur osmanlı…

Bütün iyi niyetli çabalara rağmen osmanlı’nın çelişkisi budur: bir yandan ayakta kalmak için çağa ayak uydurmak zorunda olduğunun farkındadır, öte yandan kısmi ıslahatlarla, ucundan azıcık yapılan değişikliklerle modernleşilemeyeceği de gün gibi ortadadır. Eğer kuvvetli bir donanmanız varsa, o donanmanın personelini eğitecek çağdaş ve nitelikli eğitim kurumlarına da ihtiyacınız vardır…

Her neyse, Abdülaziz intihar eder ve veliaht murat, beşinci murat olarak tahta çıkar. Muhteşem yüzyıl dizisine darılanlar, kızanlar var ama bilmeyen yoktur ki beşinci murat alkoliktir, üstelik Abdülaziz’in intiharı onu bir nevi paranoyak hale de getirmiştir. Kendisine sürekli suikast düzenleneceği düşüncesiyle psikolojisi hepten bozulur.

Bunun üzerine beşinci murat’ın kardeşi hamit’e naiplik önerisi götürüldü. Hamit’in bu öneriyi reddetmesi ise Osmanlı için yepyeni bir dönemin başlangıcını teşkil etti: Hamit yeni padişah olarak Abdülhamit adını alacak, kimilerinin kızıl sultan, kimilerininse ulu hakan dediği ikinci Abdülhamit, osmanlı’nın en çalkantılı ve zor döneminde tam otuz üç yıl boyunca (1876-1909) saltanat sürecektir.

Yine de anayasa öyle kolay kabul edilebilir gibi değildir, bir yıl içerisinde şu meşhur ve meşum ‘93 harbi patlak verir. Ruslara karşı feci bir yenilgi alınır, toprak kayıpları yaşanır, ayestefanos antlaşması imzalanır. Bu olağanüstü durum, Abdülhamit için anayasayı askıya alma bahanesi sağlar ve 33 yıl sürecek istibdat dönemi başlamış olur.

Ta ki 1908 yılına, yani ikinci meşrutiyete gelinceye kadar.

İşte film asıl bu dönemi sahneliyor. İttihat ve terakki cemiyetinin anayasayı ilan ettirmek için, o dönemlerin tabiriyle hürriyet için verdiği mücadele takdire şayan. İttihat ve Terakki’nin amacı Osmanlı’yı ayakta tutmak elbette, ancak bunun için artık üçüncü selim’den beridir denenen “yumuşak geçişler"den ziyade, devlette ciddi anlamda yenilikler yapılması gerektiğinin bilincindeler: ve bu adımların ilki anayasanın, yani meşrutiyetin ilanı ve dolayısıyla bir meclis kurulması, yani demokrasi elbette.

Elbette herkesin öyle anayasa ve özgürlük gibi bir derdi olmadığı için, bazı kesimlerin muhalefet ettiği de inkar edilemez. Ahrar fırkası etrafında toplananlar, derviş vahdeti ve volkan gazetesinin oluşturduğu kamuoyu, "şeriat elden gidiyor!" nidalarıyla malum 31 mart vakasına imza atmışlardı. Daha sonra bu isyan, hareket ordusu tarafından bastırıldı.

Geçişler, denemeler, iktidar mücadeleleri, modernleşme girişimleri, restorasyon çabaları, ıslahatlar, ahmet cevdet paşa gibi kişilerin şer’i hukuk ile batı hukukunu sentezleme girişimleri (mecelle) ve daha birçok başka şey bize şunu gösterdi: zamanı okumak önemlidir. Bazen çağın gereklerine ayak uydurmak için bir şeyleri değiştirmek gerekir. Aksi halde 1683’ten beridir yavaş yavaş gerilemekte olan osmanlı devleti’nda olduğu gibi yıkılış kaçınılmazdır.

Gülhane’de, tanzimat fermanı ilk okunduğunda, geleneksel olarak dua okunması gerekir. Şeyhülislam orada yoktur o gün, o nedenle bir imam çağrılır, gelen imamım fermanın içeriğinden haberi yoktur, gayri müslimlere haklar verildiğinden de haberi yoktur, ve duasının sonunda geleneksel sözlerini söyler: “ne kadar gayrimüslim ne kadar gavur ne kadar hıristiyan var ise kahhar ism-i şerifinle cümlesini kahret ya rabbi", ve ardından gelen “amin!" sesi.

Hani bir resim var, Facebook’ta paylaşıldı bir aralar, iki elmanın yarısı, biri yeşil, diğeri kırmızı, ikisi birbirine dikişle tutturulmuş ve altında yazıyor: “olmuyorsa zorlamaycaksın". Olmadığı halde zorladı Osmanlı, yenilikle geleneği bir arada götürmeye çalıştı, ama bir türlü olmadı. Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, gayri müslimlere haklar tanıyan bir fermanın ilanıyla birlikte aynı anda, aynı gayri müslimleri lanetleyen bir dua okunabiliyordu. Bir tarafta yenilik, bir tarafta eski zihniyetin devamı.

Nihayet cumhuriyet ile birlikte devrimler hızla uygulamaya kondu ve köklü dönüşümler yaşandı. Cumhuriyet devrimleri, iki yüzyıl süren yumuşak geçiş girişimlerinin başarısızlığına tanık olmuş ve bu başarısızlıklardan gına getirmiş ve osmanlı devleti’nin kurduğu okullarda yetişmiş cesur bir neslin ürünüdür. Başarılarıyla ve hatalarıyla, artılarıyla ve eksileriyle büyük bir adımdır cumhuriyet devrimi.


İyi seyirler,
Tamer Ertangil.