20 Haziran 2013 Perşembe

Postmodernist Kafa Karışıklığı: Bilimin Temelsiz ve Alternatif Sunmayan Eleştirisi

Postmodernistlerin bilimsel rasyonalite eleştirisi, Feyerabend ile koşut bir şekilde, bilimin de bir mit olduğuna, onun da “tıpkı mitler gibi spekülasyonun ve hikaye anlatmanın alanına ait” olduğuna, olguların toplumsal birer inşa olduklarına ve bireysel ve öznel yargılardan türetildiklerine, öznelerden bağımsız bir gerçekliğin varolmadığına, zira gerçekliğin imal edilen bir şey olduğuna dayanmaktadır. Nihayet, “modern bilim, olasılığa ve doğrulama iddialarına dayanarak insanları ikna eden yeni retoriktir.”

Postmodernistlerin yukarıda özetlenen eleştirilerine verdiği yanıtta, Michael Albert, bilimsel yönteme alternatifin ne olduğunu sormaktadır. Modern bilim yeni retorik olsun diyelim, peki postmodernistlerin buna sundukları alternatif nedir? “Kuvvet mi? Mistifikasyon mu? Sanatsal maharet mi? Süslü püslü bir retorik mi? Kişinin geçmişteki başarıları mı?” Postmodernist bilim eleştirmenleri, çeşitli çözümlemeler arasında seçim yapmak amacıyla işe koşulan empirik kanıt ve mantıksal akıl yürütmeyi saf dışı bırakmak istemekte, fakat bunun yerine hiçbir şey önermemektedir. Seçimlerin nasıl yapılacağı ve hangi açıklamaların destekleneceğine karar vermenin aracı –herhalde- vahiy ya da dogma olmasa gerektir. Rasyonalitenin saf dışı bırakılması, iletişim kurma olanağını da büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır. Rasyonalitenin ortadan kaldırılması halinde,

"Bağlantıları ve içerimleri, incelemeye ve sınamaya yardımcı olması için kanıtları karşılaştırmak ve mantığı kullanmak yerine, büyük ölçüde başkalarına iletmeye ve test etmeye müsait olmayan duygulara, heyecanlara, tercihlere, kaprislere ve vahye –veya akılsızca otoriteye itaat etmeye- bel bağlamak zorunda kalırız."

Albert’a göre, postmodernist bilim karşıtları yanlış bir hedef seçmişlerdir. Emperyalistler bilimsel olduklarını iddia ediyorlar diye, bilimi reddetmeye varmak, bir non sequitur’dur (Öncüllerinden çıkartılamayacak sonuç). Demokrasi ya da özgürlük gibi idealleri kötüye kullanan insanlar var diye, demokrasi ya da özgürlük ideallerini reddetmek mantıksız olacaktır. Yine, “nefes alan, yürüyen ya da konuşan insanlar tarihte başka insanlara kötülük yaptılar diye, birisinin çıkıp nefes almayı, yürümeyi ya da konuşmayı reddettiğini düşünün.” Benzer gerekçelerle rasyonaliteyi reddetmek de saçma ve imkansızdır. Bilimin bir mit, bilimsel kuramların da birer hikaye olmalarına gelince, bu noktada Albert şunları söylemektedir:

“‘Madem ki milyonlar yaşadığını söylüyor, o zaman niçin Elvis hayatta olmasın?’ diye soruyorum. Doğa gerçekten yoksa veya yalnızca onu oraya yerleştiren bir hikaye anlattığımız sürece varsa, o zaman niçin doğanın yağmalanmasını dert edelim? Benzer biçimde, varoluşla ilgili iddialar yalnızca birer hikayeyse, “insanları yanıltan reklamların” neresi yanlış? “Ban deodorantı sizi özgürleştirir” şeklinde bir reklam birilerinin kendisini iyi hissetmesini sağlıyorsa, kuşkusuz insanı rahatlatan bir hikayedir bu."

Postmodernistlerin göz ardı ettiği noktalardan birisi de, bilimin pratik yararlılığıyla ilgilidir. Varsayalım ki Newton yasaları, 18 Haziran 2021 tarihinde büyük bir göktaşının dünyaya çarpacağı öndeyisinde bulunmamızı sağlıyor. Böyle bir durumda, Albert, postmodernistlerin daha güzel bir hikaye anlatmamızı mı, bir astroloğa danışmamızı mı, yoksa “göktaşını yok edecek ya da yörüngesini değiştirecek bir işlem geliştirmek için bilimin yöntemlerini kullanmamızı mı” tercih edeceklerini sormaktadır. Özetle, postmodernistlerin, dünyayı rasyonel bir şekilde anlamaya çalışan entelektüel bir faaliyet olarak bilimi ve empirik kanıta ve mantıksal akıl yürütmeye dayanan bilimsel yöntemi reddetmeleri için makul gerekçeler yoktur; zira Feyerabend’in bilim felsefesiyle koşutlukları aşikar olan postmodernistler, (1) karşı çıktıkları rasyonaliteye bir alternatif önermemekte, (2) rasyonalitenin bir kenara bırakılmasıyla iletişim imkanının ortadan kalkacağını görmezden gelmekte, (3) bilimin kötüye kullanılmasını eleştirmek varken bilimin kendisini eleştirmekte ve (4) bilimin de bir mit, bir hikaye anlatma faaliyeti olduğunu iddia ederek doğanın hakemliğini ve empirik kanıtların varlığını küçümsemektedirler.

Şu kitapları sadece bilime ve felsefeye ilgi duyanlara değil ama herkese öneririm:

Albert, Michael ve diğerleri, Bilim ve Postmodernizm Tartışmaları: Postmodernizm ve Rasyonalite, çev. Sevinç Altınçekiç ve Taylan Doğan, Bgst Yayınları, İstanbul, 2008.

Sokal, Alan ve Bricmont, Jean, Son Moda Saçmalar: Postmodern Aydınların Bilimi Kötüye Kullanmaları, çev. Memet Baydur ve Ongun Onaran, İletişim Yayınları, İstanbul, 2002.

Sokal, Alan, Şakanın Ardından: Postmodernizmin Bilimsel, Felsefi ve Kültürel Eleştirisi, çev. Gülsima Eryılmaz, Alfa Yayınları, İstanbul, 2011.

İyi okumalar,
Tamer Ertangil.