28 Ocak 2013 Pazartesi

Güneş Ülkesi - Thomasso Campanella


Güneş Ülkesi, yıllarını hapishanede geçirmiş ve defalarca işkenceye maruz kalmış italyan filozof Tommaso Campanella’nın, yaşadığı dönemin devlet yapısı ve toplum düzeninden memnuniyetsizliği üzerine kaleme aldığı bir ütopya. Kitapta, her ütopyada olduğu gibi, kendi dönemine yöneltilmiş eleştirilerin yanı sıra yeni bir devlet sistemi ve toplum düzeni için öneriler de yer alıyor.

Güneş ülkesi, son derece katı bir şekilde belirlenmiş geometrik bir şehir planı ve mimariye sahiptir. İç içe geçmiş yedi çemberden ve merkezinde bir manastırdan müteşekkil bu kentin düşmanlarca ele geçirilmesi Campanella’ya göre imkansız gibidir. Her bir çember içerisindeki bölgeyi diğerinden ayıran surlarda bilimi öğreten resimler yer alır. Yurttaşlar böylelikle öğrenmeleri gerekenleri etraflarında sürekli görerek, o bilgilere maruz kalarak öğrenirler. Güneş ülkesi bilime ve teknolojiye çok değer verir. Sürekli gözlem ve deneyler yapılır ve doğa ve diğer toplumlar birer araştırma alanı olarak incelenir. Özel mülkiyet, bencilliğin nedeni sayıldığı için ortak mülkiyet sistemi yürürlüktedir. Bu noktada Campanella bazı sorunları çözmeden bırakır. Bölüşümü yapacak olanlar resmi görevlilerdir. Peki ya resmi görevliler adil davranmazsa? Nihai karar mercii metafizikus ya da diğer adıyla Hoh’tur. Hoh, Güneş Ülkesi’nin hem siyasi, hem de manevi lideridir. Öyleyse Güneş Ülkesi’nin bir çeşit monarşi olduğu söylenebilir. Peki bir Hoh adil olsa bile, öldükten sonra yerine geçen bir başkasının adil olmasını kim temin edecektir? Buralar belirsiz.

Güneş Ülkesi’nde hukukun üstünlüğü esastır. Bu nedenle düello gibi yöntemlere izin verilmez. Düello hem mahkemenin hukuki otoritesini zedelemekte, hem de haklı olanın ölme ihtimalini içermektedir. Buradan Campanella’nın, hukuk sistemi varken insanların kan davası, intikam ve benzeri “aramızda halledelim" tarzı yaklaşımlarına karşı durduğu anlaşılıyor. Önemli olan haklının kazanmasıdır ve bu ancak mahkemeler yoluyla sağlanabilir.

Satır aralarında yalnızlığın çok da kötü bir şey olmadığını, hatta yer yer gerekli olduğunu hissettiriyor bize Campanella: “yaşadıkları yalnızlıkları sayesinde harika şeyler yapmakla kalmayıp, bilimlerle derinlemesine ilgilenirler." (s. 90) yine de zekaya ve zamana sahip olmak bir insan için tek başına yeterli değildir. Bu noktada irade devreye girer. İnsan istediği kadar zeki olsun o zekasını kullanmadığı sürece, istediği kadar zamanı olsun o zamanı boşa geçirdiği sürece, bir amacı olmadığı ve iradi kararlarla, kararlılıkla o amaca doğru tüm potansiyelini harekete geçirmediği sürece yeteneklerini ziyan eder.

Campanella, yaşadığı toplumda egemen olan mukadderatçı anlayıştan son derece hoşnutsuzdur. Kadere karşı özgür iradeyi savunur ve özgür iradeye aşağıdaki şu sözlerle methiyeler düzer:

"Güneş kentlilerin, insanın özgür iradesine inandıklarına değinmem gerek; yüce bir filozof [burada Campanella kendi yaşadıklarına göndermede bulunuyor], bir kez susmaya karar vermiş olduğu için, düşmanlarınca, ağzından tek bir laf olsun almak ve onu en ufak bir itirafa bile zorlamak mümkün olmaksızın kırk saat boyunca korkunç işkencelerden geçirebiliyorsa; bu durumda yıldızların bizleri, irademize aykırı eylem yapma ve davranmaya sürükleyemeyecekleri açıkça bellidir, çünkü bu yıldızlar (gezegenler, burçlar), bize, yeryüzündeki şeylerden çok daha uzaktadır; bu nedenle de dünyadaki şeyler, üzerimizde, onlardan çok daha güçlü etkiler yaparlar." (s. 112)

Yıllardır okumayı ertelediğim bu dünya klasiğini nihayet okudum. Bu küçük kitapta yukarıda temas ettiğim temalardan çok daha fazlası var tabi.

Selam ve sevgi,
Tamer Ertangil.

17 Ocak 2013 Perşembe

Alain Badiou - Etik (Kısa Bir Özet)

Alain Badiou
Alan Badiou, 1937 Fas doğumlu Fransız marksist filozof. Tüm şu post-modernist, edebiyatımsı felsefeleri reddeder. Ontolojiyi önemser. Bu konuda pek bilgim yok ama ontolojiyi matematikle eşleştirdiği ya da matematikle temellendirdiği ve evrende tek bir bütünleştirici ilkenin olmadığı fakat yalnızca çokluğun olduğunu savunduğunu okumuştum bir yerde. Başyapıtı Varlık ve Olay adlı kitap olsa da, Türkçe’ye Etik adlı çalışması çevrilmiştir, ve Etik, Varlık ve Olay‘ın bir nevi özeti olarak da değerlendiriliyor.

Badiou, avrupa kaynaklı evrensel insan hakları beyannamesinde temellenen bir etik anlayışı reddeder. Buna göre insan kötülükten korunmaya muhtaç, zayıf, edilgen, aciz bir varlık olarak görünür. Badiou ise kısaca kendi etiğini şöyle formüle eder: durumlarla çevriliyizdir. Bu durumların boşlukları vardır ve boşlukların doldurulacağı onlara eklenecek olaylar.

Bu noktada sadakat kavramını koyar ortaya Badiou, sadakat ki, duruma, durumun olaysal eklentisinin perspektifinden bakılması, durumun olaya göre düşünülmesidir. Olaya sadık kalma sürecinde, sadakatin durum içerisinde ürettiği içkin bir kopuş olarak hakikat meydana çıkar.

Özne nerede kalır peki? İlk başta yalnızca durumlar vardır. Bu bakımdan yapısalcı tınılar sezinleriz badio’nun felsefesinde. Özne, bir sadakatin/hakikat sürecinin taşıyıcısı olmaktan ibarettir. Şu halde özne edilgen midir? Hayır, durumlar ve dolayısıyla olaylar her zaman mevcut olduğundan, öznenin eylemine her daim yer vardır. Yeter ki hakikate sadık olsun, olayı dürüstçe, olduğu şekilde ele alsın.

Tam da bu noktada öznenin krizi/kararsızlığı patlak vermektedir: özne ya (1) çıkar-gütmeyen-çıkar yolunda devam edecek ve gerçek anlamda özne olacaktır ya da (2) varlığında sebat etmekten ibaret bir hayvana dönüşecektir. Krizi aşmak için kararsızlığı yenmek durumundadır.

Dolayısıyla özgür irade çok önemlidir Badiou için. O belirlenimciliğe, yazgıcılığa prim vermez.

Özne olmakta karar kılan varlığın, sadakatle devam etmekle karşısına çıkacak üç mesele vardır:

(1) taklitlere kapılmaması gerekir. Bunu feraset olarak adlandırır Badiou.
(2) vazgeçmemesi gerekir, dolayısıyla cesaret sahibi olmalıdır.
(3) ve mutedil olmalı, aşırılığa kapılmamalıdır; Badiou bu noktada diktatörlüğe dönüşen sosyalist sistemlere bir eleştiri getirmektedir… bir nevi totalitarizm tehlikesine karşı uyarıdır itidal tavsiyesi.

Yukarıdaki üç ilkenin ihlali kötülüğü meydana getirir.

Bu arada ilk kez bir filozofun, aşkı da hakikat türleri içine dahil ettiğine şahit olduğumu da eklemek isterim. Daha iyi öğrenmek için Varlık ve Olay‘ı okumak lazım tabi.

Tamer Ertangil.